VİTRİNN 1 YAŞINDA
Kitaplarda her zaman kendimizi buluruz. Yine de her seferinde, okuduğumuzda hayran kalıp yazarını bir deha olarak adlandırmamız ne tuhaftır. Thomas Mann
Ayın ortasından hepinize merhaba, ben Muhammed Bayar… Burada her ayın ikinci hafta sonu vitrindeki kitapları tanıtıyorum.
Siz de takdir edersiniz her ay onlarca kitap yayınlanıyor. Bu kadar kitap arasından seçim yapmak da dolayısıyla bir o kadar zor. Ben de zorlanıyorum. Dedim ki madem zorlanıyorum şu işi kolaylaştıracak bir şeyler bakayım. Sonra birden aklıma, bir zamanlar arkadaşımın bana gönderdiği bir okuma listesi geldi. Dedim ki neden ben de bir liste yapmayayım ve yaptım. Böylece, her ayın ikinci haftası için bir reçete çıktı. Buradan sizinle paylaşmaya karar verdim. Umarım hoşunuza gidecek bir liste ve dahası olur.

Ayça Güçlüten, İthaki Yayınları
”-Yazar, yaşamı çoğunluğun algısının dışına sürüklemeyi seçenlerin, mesafeyi yok sayanların, varlık mücadelesine ölü taklidi yapanların, boşluktan korkmayanların, tutkunun tutsağı olmaktan kaçmayanların; imkansıza inanmayanların, kaderin koyduğu sınırlara meydan okuyanların, çağlardır süregelen donuk ve kopuk sevgileri onarmak için savaşanların ortak hikayesine odaklanıyor.”

Âli Bey, Türkiye İş Bankası Yayınları
”-Tanzimat Dönemi’nde değişmeye başlayan mizah anlayışının seçkin ve dikkate değer kalemlerinden Âli Bey’in Düyûn-ı Umûmiye müfettişi olarak 1885-1888 yılları arasında çıktığı seyahatin güncesi olan ‘Seyahat Jurnali’, gördüğü yerlerin coğrafi, demografik ve kültürel özelliklerini aktaran önemli bir tanıklıktır.
“Bu jurnalin içeriği sadece gözlemlerden oluşmaktadır. Bir meziyeti varsa o da Irak gibi uzak memleketlerin ve özellikle Hindistan şehirlerinden bazılarının buralarca bilinmeyen durumlarına ve âdetlerine dair genel bir fikir vermesinden ibarettir.”
-Âli Bey

İlhan Berk, Yapı Kredi Yayınları
”-İlhan Berk’in 60 yıl boyunca edebiyat üzerine yazdıkları ilk kez bir araya getirildi: Şiire hep “yeni baştan başlayan”, şiirin çizdiği çizgilerin peşini bırakmayan, sürekli kendini araştıran şairi yeniden okumak için…”

Burak Soyer, Doğan Kitap
”-Radikal, Akşam gibi gazetelerde muhabir olarak çalışmış, oyunculuk yapmış, halen muhtelif internet sitelerine siyaset, edebiyat ve müzik yazıları yazan Burak Soyer, otobiyografik üçlemesinin ilk kitabı olan Zıvana’dan iki yıl sonra kaleme aldığı Buji’de yine lafını esirgemiyor; ilki kadar sarsıcı, ilki kadar sert bir dille anlattığı Sarı’nın hikayesine kaldığı yerden devam ediyor.”

Hatice Meryem, İletişim Yayıncılık
”-Yazar, kitabında adeta felaketten bir çığlık yaratıyor. Güya kınansa da, olağan sayılanın korkunçluğunu, olağanlığın vahametini hepimizin yüzüne vuruyor. O olağanlığın karanlığına bakma cesaretiyle… Bir Kadını Öldürmeye Nereden Başlamalı? katilin portresini çiziyor.”

Murat Derin, Pan Yayıncılık
”-Ellili yıllardan günümüze uzanan müzik yaşamı boyunca bestelediği, Hatıra, Kalbe Dolan O İlk Bakış Unutulmaz, Yoksun Diye Bahçemde, Aşkın O Sihirli Elini Hisseder Gibiyim, Bana Bir Aşk Masalından Şarkılar Söyle gibi unutulmaz şarkılarla Türkiye’nin müzik yaşamında kalıcı bir iz bırakmış olan Erol Sayan’ın ismini duymak bile artık yitip gitmiş zamanların hatırasına dönmek için kâfi…
1930’lu yılların Anadolu kasabalarında başlayan, Ankara Radyosu ve İstanbul Radyosu’nda devam eden ve günümüze kadar uzanan Erol Sayan’ın yaşam öyküsünde; Türk müziğinin, sahnelerin, radyonun, plakların, solistlerin, bestecilerin hep gündemde olduğu, şimdi bize çok uzak gelen yılların anılarını okuyacaksınız.”

Yiğit Bener, Can Yayınları
”-Acı Portakal iki ayrı eksende ilerliyor: Otuz yıl önce, dünyanın dört bir yanından gelen devrimci militanların eğitim gördükleri Amsterdam’daki bir merkezde yaşanan bir cinsel saldırıyı, olayın tanıklarından “El Turco” lakaplı bir adamın anlatısıyla keşfediyoruz.
İkinci eksende ise, günümüz İstanbul’unda bir baba, üniversite çağındaki kızıyla bu yaşananları tartışıyor.
Acı Portakal, dünyayı değiştirme vaadinde bulunanların dahi eril şiddete yeterince mesafe koyamadığını vurgulayarak eril kimliğin sorgulanmasını merkezine alıyor. Roman, aynı zamanda baba kız ilişkisi üzerinden gerek teknolojik gelişmelerin gerekse siyasete ve toplumsal cinsiyete bakışın ışığında kuşak farkının da izini sürüyor.”

Elvan Kaya Aksarı, Everest Yayınları (Everest Yayınları İlk Roman Ödülü)
”-Roman, Kadıköy’den Karaköy’e, Beyoğlu’ndan Beyazıt’a dokunan; Demokrat Parti iktidarında yükselişe geçen motorlu taşıtların ve mekanik taşımacılığın karşısında gerileyen atlı arabacılığın seyrüseferini anlatan ödüllü bir ilk roman.
Elvan Kaya Aksarı, kadim kelimeleri kullanmaktaki maharetiyle anlamı daha da zenginleştiren ve toplumsal bir olaya değinmesiyle cesur, özgün ve çetin bir işe girişiyor, hatta yüz yıl önce yazılmış klasik romanların rüzgarını estiriyor…
Romanda birçok yan karakter arzıendam etse de iki farklı cephenin öncüleri olarak devletin yetiştirdiği ve bir makama getirdiği Barış Bey’i ve handiyse atların emzirdiği, at menkıbeleriyle büyüyen Süleyman’ı görürüz. Romanın ismiyle akıbeti her bakımdan irtibatlıdır. Atlardaki bir türlü anlaşılamayan sancı, aslında bir çağ ağıdıdır. Atlar artık aceleyle kurtulmamız gereken eski bir sancıdır. Romanın başından beri beklenen ve muştu olarak görünen yağmur, atların sancısı dindiğinde başlar.”

Behçet Çelik, İletişim Yayıncılık
”-Kitapta, bir taşra kentinde doğan, üniversite okumak için geldiği İstanbul’da temelli bir yaşam kuran, iş hayatında günbegün yükselen ve bu yükselişin ardından hayat tarafından adım adım sıkıştırılmaya başlanan Ahmet’in hikayesi anlatılıyor. Ayrıca, üniversiteden yeni mezun olmuş, kendi ruhu ile sokakların ruhu arasında bir tercih yapamamış Aynur’un ve varlığı ile yokluğu bir muamma olan Ayla’nın… Yazar, kuvvetli anlatımı ve dilin imkanlarını çoğaltan kalemiyle uğultunun sesini satırlar arasından yükseltiyor.”

Kolektif, İkaros Yayınları
”-Küçük İskender Kitabı, yazar ve şair dostlarının, arkadaşlarının Küçük İskender’e bir vefa örneği… Büyük çoğunluğunu daha önce dergi ve kitaplarda yayımlanmış yazı ve söyleşilerin oluşturduğu bu çalışmada, Küçük İskender’in şiiri ve yazısı kadar hayatının da düşünsel arkaplanını oluşturan aşk ve düşüncesi, anti-otoriterlik, anarşizm, yeraltı edebiyatı, queer düşünce ve insan bedeni tartışma konusu ediliyor.
Kitapta Memet Fuat, Özgür Taburoğlu, Abbas Bozkurt, Ahmet İlhan, Halim Şafak, Ertuğrul Meşe, Hüseyin Köse, Nilay Özer, Şakir Özüdoğru, Zeliha Cenkci’nin yazıları, Metin Celal, Özcan Erdoğan, Gonca Özmen, Mehmet Erte, Ayfer Tunç, Nazmi Ağıl, Metin Kaygalak, Deniz Durukan, Mine Söğüt, Sennur Sezer, Orhan Alkaya, Veysi Erdoğan, Latife Tekin ve Akif Kurtuluş’un küçük İskender’le yaptığı söyleşilerle Küçük İskender’in yayımlanmamış son şiiri yer alıyor.
ARALIK LİSTESİ

Giovanni Boccaccio, Alfa Yayıncılık
”- 1348 yazında Avrupa’yı toplu ölümlerle sarsan veba salgınından kaçmaya çalışan yedi genç kadın ve üç genç erkekten oluşan bir grup, şehri terk edip Floransa’nın kırsalına sığınmak için yola çıkar. Birbirlerini eğlendirmek ve yolculuğa devam edebilmek için on gün boyunca her biri aşk hikâyelerinden kahramanlık maceralarına uzanan onar öykü anlatacaktır. Toplamda anlatılan bu yüz öykü, ortaçağın karmaşık ve zengin gündelik hayatını ortaya koyan bir derleme görevi görür. Decameron, Princeton Üniversitesinden Leonard Barkan’ın da dediği gibi tüm zamanların en iyi öykü antolojisidir.”

İlhan Tarus, h2o Kitap
”- Meyhanecinin bile “Allah bin bereket versin,” dediği bir ülke burası. Kumpanyaların uğrayıp sanatı, eğlenceyi, hazzı, zevki bolca boca ettiği kasabaları meyhaneli bir diyar. Sokakları dar, meydanları çeşmeli… Pusu da kurulur, cinayet de işlenir bu yerlerde. Kim vurduya gidilmez ama… İlhan Tarus’un 9 Aralık 1956-25 Şubat 1957 tarihleri arasında Yeni Sabah Gazetesi’nde 79 gün boyunca bölümler halinde yayınlanan Kasabanın Ruhu romanı ilk kez kitap olarak okura sunulmaktadır.”

Mehmet Rauf, Koç Üniversitesi Yayınları ” -Siyasal baskıların neden olduğu bunalımla erkeklik krizinin harmanlandığı bir iç hesaplaşma romanıdır Serap. İstibdat Dönemi’nin ruhunda yarattığı tahribat nedeniyle Meşrutiyet’le gelen hürriyeti yeteri kadar yaşayamayan genç bir adam, vapurda rastladığı güzel kadının tetiklediği, unutulmaya yüz tutmuş arzularının uyanmasıyla bu kez de orta yaş krizine sürüklenir. Mehmet Rauf, 1909’da Resimli Roman dergisinde tefrika edilen bu romanıyla bir anlamda tarihi ve o tarihin öznesi olan bireyin deneyimlerini, edebiyat içinde kayıt altına alır. Özgün metinde yer alan illüstrasyonların tıpkıbasımlarıyla yayımlanan Serap, 110 yıl sonra günümüz okuruyla buluşuyor.”

Dukaginzade Taşlıcalı Yahya Bey, Kapı Yayınları ”- Dukaginzade Taşlıcalı Yahya Bey, Kanuni Sultan Süleyman devrinde yaşamış ve hem asker hem de şair olması nedeniyle sahib-i seyf ü kalem, yani kılıç ve kalem sahibi olarak anılmış nadir şairlerimizdendir. Taşlıcalı’nın en ünlü eseri Yusuf ile Züleyha ise Şeyh Gâlib’in Hüsn ü Aşk’ı, Fuzulî’nin Leyla ve Mecnun’u ile birlikte anılabilecek kadar güçlü bir mesnevi kabul edilir. Yusuf ile Züleyha’nın bu baskısı, ünlü mesneviyi bir roman gibi okuma fırsatı veriyor herkese. Nazımdan nesre ve günümüz Türkçesine aktarılan beyitler sayesinde, geçmişten, bütün tazeliğiyle gelen bir eser, bugünün okuruyla yeniden buluşuyor.

Behçet Çelik, İletişim Yayıncılık ”- Gençliğinde başka türlü olabileceğine inanmış olsa da, ilk zorlukta tökezleyip başkalarının adımlarıyla oluşmuş patikalardan yürümeyi seçen Taner, bir gece o âna dek eksikliğinin farkında bile olmadığı bir tutkuya kapılır. Zamanın durduğuna, korkunç ağırlığının hafiflediğine tanık olur. Fakat ne peşinden gidebileceği ne hissetmemeyi başarabileceği bir şeydir bu tutku onun için. Soluk Bir An, duyguların dişleri kamaştıran, baş döndüren tekinsizliğiyle güvenli olduğu zannedilen patikalar arasındaki gelgitlerin romanı.”

Ömer Arslan, Everest Yayınları
”-İlk öykü kitabı Avuntular’da kendine özgü derinliği ve sıradanlığın gücünü metinlerine zekice yediren Ömer Arslan’dan yeni öyküler… Güneşi Kötü Evler, yola çıkarken düşlenen bütünün peşinde; asla acele etmeyen, konuşkan olduğu kadar sessizliğe gönül açan ve kıymetinin yıllar geçtikçe daha da anlaşılacağını düşündüğümüz öyküler toplamı.”

Refik Halid Karay, İnkılap Kitabevi ”- Refik Halid’in anlattığı olaylar bütünüyle yaşadığı dönemin olaylarıdır. Memleket Hikayeleri ile Gurbet Hikayeleri’nde canlandırılan kişilerin çoğu adeta canlıdır. Bütün bu yönleriyle Halide Edip onun ‘yalnız Türk edebiyatının değil, Rus ve Amerikan edebiyatlarından sonra, hikâyecilikte cihan ölçüsünde ön planda bir yer işgal edebilecek bir hikâyecimiz’ olduğunu belirtir.”

Orhan Pamuk, Yapı Kredi Yayınları
”- Özenle seçilmiş resim ve fotoğraflarla dolu bu kitapta, Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi’ndeki eşyalar üzerinden İstanbul’u ve kendi hayatını anlatmaya devam ediyor…Eski İstanbul taksilerinden kalabalık aile fotoğraflarına, ev ev gezen terzilerden gazino-sinema çevrelerine, Boğaz ve yalı kültüründen çay içmeye ve kahvede oturup kâğıt oynama alışkanlıklarına uzanan kitap, aynı zamanda Pamuk’un on beş yılda kurduğu ilginç müzenin hem hikâyesi hem de kataloğu.”

Behçet Necatigil, Yapı Kredi Yayınları ”- Her şiir bir anıya, bir fotoğraf albümüne uzanıyor. Çay partisi, piknik, yılbaşı, mezuniyet, misafirlik, ödül, doğum, emeklilik, uğurlama gibi teşekkür ve tebrik günlerini Necatigil şiirle taçlandırarak bir geleneği sürdürürken kızı Ayşe Sarısayın da bu şiirlerin hikayelerini anılarına, tanıklıklara dayanarak, kitaplardan yararlanarak anlatıyor. Dost Meclislerinde Kasideler, Behçet Necatigil’in günlük hayatındaki incelikleri, dostlarıyla ilişkilerini gösteren benzersiz bir anı kitabı.”

Ercan Y.Yılmaz, Sel Yayıncılık
”- Ercan Yılmaz ikinci öykü kitabında bizi her şeyin başlangıcına götürüyor: Çocukluğumuza. Fotoğrafını çektiği, ayrıntılarını resmettiği o evren ise aşina bir manzaraya işaret ediyor. Satır aralarından bir kuşak, bir ülke, bir dönem okura göz kırpıyor. Masa örtüsünden yaptığı pelerinle uçmaya çalışan, Bruce Lee’yi ne kadar dikkatli izlese de bir araba dolusu dayak yemekten kurtulamayan, imkânsızlıkları hayal gücüyle telafi eden, hayal gücünü ise kitaplardan alan bütün çocukların hikâyesi kısaca Son Güzel Günlerimiz.”
OCAK LİSTESİ

Kolektif, Yapı Kredi Yayınları
”-2018 yılındaki İlhan Berk’in 100. doğum yıl dönümü etkinliklerinden biri Yapı Kredi Kültür Sanat binasındaki “İlhan Berk Gezegeni: Etkileşim, İleri-Geri Adımlar, Sonsuz Arayış”, öbürü de İstanbul Arel Üniversitesi’ndeki “Bir yalnız/ Gökyüzünün sözlüğünde” başlıklı sempozyumlardı. Her iki etkinlikteki oturumlarda sunulan metinlerden seçilen Bir Yalnız, on yedi yazarın katılımıyla ortaya çıktı: Abdullah Uçman, Ahmet Berk, Ahmet Cüneyt Issı, Asuman Susam, Aykut Köksal, Bahanur Garan Gökşen, Bâki Asiltürk, Burcu Yılmaz Çebin, Gonca Özmen, Gülce Başer, Mehmet Can Doğan, Muharrem Dayanç, Mustafa Kurt, Ömer Erdem, Sabri Gürses, Şaban Çobanoğlu, Yalçın Armağan. Bir Yalnız, İlhan Berk şiiri üstüne yapılacak çalışmalara yeni bir kaynak olması amacıyla yayımlanıyor.”

Derya Bengi, Yapı Kredi Yayınları
”-Sazlı Cazlı Sözlük kitabı, A’dan Z’ye 1980’li yılların Türkiyesi’nin ritmiyle şarkılar, türküler mırıldanıyor. Müzikten yola çıkarak, siyasi ve kültürel boyutlarıyla bu ilginç dönemin labirentlerinde geziniyor, anılar ve anekdotlar derliyor. O günlerin bakışına, mizacına, lisanına, sesine sadık kalmaya, renklerini yansıtmaya, serüvenine ortak olmaya çalışıyor. Türkiye’nin her bakımdan belki de en süratli, fırtınalı yıllarını gözler önüne seriyor. 1980’li yıllar, o dönemin gazete, dergi, kitap, plak, kaset, televizyon yayınlarının rehberliğinde dile geliyor.”

Alejandro Zambra, Çevirmen: Seda Ersavcı, Notos
”- Edebiyatta sadece üç, dört, bilemedin beş konu olduğu söyleniyor ama belki de tek bir konu vardır: ait olmak. Tüm kitaplar ait olma arzusu yahut bu arzuyu reddetme üzerinden okunabilir. Bize konu serbest dendiğinde bunun hakkında yazıyoruz; aşk, ölüm, seyahat, sinekler, telgraflar ya da döner tekerlekli bavullar hakkında yazdığımızı zannederken de yine bunun hakkında yazıyoruz. İster şaka yollu ister ciddiyetle, ister şiir ister düzyazı biçiminde hep bundan bahsediyoruz: ait olmak.”

Demir Özlü, Yapı Kredi Yayınları
”- Demir Özlü’ye 1997 Dünya Kitap Dergisi Yılın Kitabı Ödülü ile 1998 Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandırmış uzun soluklu, çok boyutlu bir anlatı bu kitap. Anayurdundan ayrı düşmek zorunda kalmış bir yazarın sürgündeki ilk yıllarının yalnızlığı, boşluğu ve kederiyle yazdığı, hem içinde yaşadığı ortamı hem de çocukluğundan başlayarak bütün geçmişini, o geçmişin yaşandığı yerleri bölük bölük, soru-yanıt biçiminde, bir sorgulama diliyle anlatıyor okurlarına.”

Can Gürses, Ayrıntı Yayınları
”- İçinden sanat, müzik, tarih, İstanbul ve en çok da tüm halleriyle insanın geçtiği Can Gürses romanlarının ilkidir: En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın. Yazıldıktan üç yıl sonra 2014’te yayımlanan, usta işi ilk romanı, sadece Deryadil ailesini değil, hepimizin ailesini anlatır. Dupduru Türkçesi, derin bir anlatım yordamı ve kalıp yargıları kıran nevi şahsına münhasır tekniğiyle yazar, 2007’nin güneşli bir Ocak gününde Deryadil ailesini, Edibe’nin hazırladığı sofra başında toplar.”

Johan Huizinga, Çevirmen: Orhan Düz, Alfa Yayıncılık
”- Modern kültür tarihinin kurucularından Hollandalı Johan Huizinga’nın 1919 tarihli kitabı, 14 ve 15. yüzyıl Fransa ve Hollanda’sının gündelik yaşamının, düşünce ve sanat dünyasının kapsamlı bir portresini çizerken ortaçağın en zekice analizlerden birini sunuyor. Ortaçağın son dönemlerini sanatçıların, ilahiyatçıların, şairlerin, vakanüvislerin, prenslerin ve dönemin devlet adamlarının düşünce ve duyguları aracılığıyla inceleyen Huizinga, bu çalışmasında okuru dönemin ihtişam ve sadeliğine, nezaket ve vahşiliğine, pastoral yaşam biçimine, acılarına, sanat ve gündelik yaşamına dair bilimsel olduğu kadar da edebi bir yolculuğa çıkarıyor.”

Faruk Turinay, Can Yayınları
”- Şimdi başka bir tren garındayım. Galiba veda ettiğim son şehir olacak burası. Oturacak ve yaslanacak yeri olmayan bir banka ilişmiş, mürekkebi bitmek üzere olan kalemimle acele acele yazıyorum. Kirli yüzlü çocuk önümde bitiverecek diye korkmadığımı söylesem, yalan söylemiş olurdum. Ölmeden bitmez bu korku. Faruk Turinay’ın on yedi öyküden oluşan ilk öykü kitabı, kimin girip çıkacağı hiç belli olmayan kalabalık ve şamatalı bir kıraathane gerçekten de. Köpeğe dönüşen ressamdan aşk ve ulusal direniş serüveni anlatan Fransız faresine, Gaip Hazretleri’yle sohbet etmekten sıkılan adamdan Manhattan 42. Cadde’deki bir kafede sanatın değerini tartışan fizikçilere, 1920’lerin İstanbul’unda eline Venedikli bir denizcinin günlüğü geçen müderristen tüm çağlardan edebiyatçıların katıldığı konferansa sızan davetsiz misafire…”

Şengül Can, Can Yayınları
”- Gövdem parçalanmış gibi, iki dünya arasında mıydım ne?
Ruhum bir beden seçip içine gireyazsa.
Kendi içlerinde tutarsız, çıkış arayan, yüzleşme peşinde kişiler var: Arzularına sahip çıkmak için toplumla karşı karşıya gelenler, gitmek isteyip gidememenin verdiği suçluluk duygusuna hapsolanlar, saplantılı âşıklar, kendi öznelliğini bulma çabasındakiler, gidemeyenler, terk edenler, boşa çıkmaya yazgılı başkaldırılar ve sesi kesilip kendi acısını kutsamak zorunda kalanlar… Yazar, kimi zaman Anadolu ağızlarından beslendiği kimi zaman da ince ince ayrıntılarla bezediği şiir tadındaki öykülerinden oluşan Devamsız’da okuru sakınmasız bir içe bakışa, yüzleşmeye ve harekete geçmeye davet ediyor.”

Erden Bolerden, Çınar Yayınları
”- Anneme durumu açıklamak istiyordum, babama da. Olup biten her şeyi, başıma gelenleri, badirelerimi anlatsam umursayacaklarını sanmıyordum ama yine de denemek istiyordum. Gerçeği söylemekse pek kolay olmayacaktı. Gerçeği şu an hazmedemez, kusarlardı; tıpkı benim gibi. Kapının önüne geldim, anahtarı yuvasına soktum, kilidi yarım tur çevirdim. Kapı açıldı. “Neredesin sen!” diye çıkıştı babam. “Dışarıdaydım” dedim.
Erden Bolerden, ilk romanı Sürgün Ruhlar Senfonisi’nde plazalarda robota dönmüş bireyin çıldırışını anlatmıştı. Çöp Ev’de ise bir ailenin cehennemine dalıyor ve çöpe dönüşen hayatların dramını sarsıcı bir dille anlatıyor.”

Peride Celal, h2o Kitap
”- Fenerbahçe’den Kalamış’a sahil bir genç kızın kaşları, iki yaydır. Cenan buralarda bir ceylan. Seke seke, ürkek, meraklı. Aşka ve kadınlığa… Giysilerini geren göğsünün diri yuvarlaklarının; taze, kırmızı ağzının; kara gözlerinde beliriveren sebepsiz heyecanların, ihtirasların, korku ve şüphelerin habercisi olduğu “kendi fırtınasının” vaktine sabırsız… İlk kez 1949’da yayınlanan Dar Yol’u Peride Celal’in romancılığında bir dönüm noktası olarak nitelendiren Selim İleri’nin ifadesiyle “Yarının, “öz” edebiyata gönül vermiş okurları, Peride Celal’in büyük yazı emeğine şaşıp kalacaklar, hayranlık duyacaklar.
ŞUBAT LİSTESİ

Defne Sandalcı, Metis Yayıncılık
”- İnsanların iktidarları vardır; iktidarlar namlunun ucunda hem de sapında ve sesindedir.Ve bağlantı ve yakınlık ve sevişmenin getirdiği ferahlığı, insanların çoğu öldürmede ve ölüme yakınlıkta bulmayı (başarılı bir sapkınlıkla) öğretilmişler ve bu yüzden ‘savaşların insan kaynakları’ bir türlü kuru(tula)mamaktadır.
Aşk İçin İstediğimiz Başka Hayvanlar Defne Sandalcı’nın uzun bir aradan sonra gelen ikinci kitabı. Şöyle tarif edilebilir: Kalma, bekleme, hatırlama; anlama, tespit etme, kayda geçme ve isyan etme.”

Şükrü Erbaş, Kırmızı Kedi
”- Gittikçe kararan bir dünyaya karşı, insanı insan eden büyük bir anlama ve sevme çabası.
Çırpınıp İçinde Döndüğüm Dünya, Şükrü Erbaş’ın 2015-2019 yılları arasında, çeşitli dergilerde ve gazetelerde yayımlanmış yazılarından ve üç şiirinden oluşuyor. Erbaş, insanı bütün tutkuları, iyilikleri ve kötülükleriyle, toplumun büyük yalnızlığı, zamanın boğuntusu ve ağırlaşan bir yabancılaşma içinden okumayı sürdürüyor.”

Kolektif, İletişim Yayıncılık
”- Gerçek tevazu, belirli becerilere sahip olduğunuzu söyleyebilmektir.
Donna J. Haraway, teknobilim, antropoloji, feminizm, felsefe, zooloji gibi kimilerine göre birbirinden apayrı disiplinleri bir arada düşünebilmenin kavgasını veren feminist bir düşünür. Söyleşisinde her şeyden önce teknolojinin/makinelerin bir yandan büyük bir iyimserlikle selamlandığı ama bir o kadar da “bize” dışsal, “dışarıda bir yerde” konumlandırıldığı bir çağın içerisinde sıra dışı bir düşünme pratiğini
tartışmaya açıyor.”

Yan Lianke, Jaguar Kitap
”- Kuraklık, Balou Sıradağları’nda tüm yıkıcılığıyla baş göstermiştir. İnsanlar çareyi evlerini terk edip su ve yiyecek bulabilecekleri yerlere kaçmakta bulurken geride sadece ihtiyar ile kör köpeği kalır ve bu iki kader ortağı, birkaç damla su, bir avuç mısır tanesi, bir karış gölgelik peşinde dolanır durur. Günleri, geceleri en sert, en çetin koşullarla sınanır; zamanın ve mekânın izleri silinip iskeletleri daha da belirginleşirken önlerindeki yollar da gitgide çatallanır. Bu zorluklardan geriye kalan, olağanüstü bir varoluş inadıdır.
Kısacası Günler Aylar Yıllar, hayatın zorlukları karşısında hep diri kalabilen bir umudun romanı.”

Michael Scott, İnkılap Kitabevi
”- Geçmişin daima inşa halinde olduğunu, insanların kendilerini anlamalarına ve kimliklerine katkı sağlayan şekillendirilebilir bir araç olduğunu anlamalıyız. Ve bu geniş şemsiye altında, her antik topluluğun geçmişle olan kendi özel ilişkisini tasavvur ve ifade etme biçimleri bu sayfalarda karşılaşmış olduğumuz önemli siyasal ve dinsel fikirlerin –ve ayrıca güçlü hükümdarların ve bireylerin– çoğundan etkilendiler (veya etkilenmiş oldukları düşünüldü).
Antik Dünyalar: Doğu ve Batı’nın Muhteşem Tarihi, antik insanların kendi geçmişlerini hayal etme, yeniden hayal etme ve o geçmişi kendileri, içinde yaşadıkları zamanlar ve gelecekleri hakkındaki süregiden diyalog ve tartışmanın bir parçası yapma biçimlerini kesin bir şekilde gösteriyor.”

Olga Tokarczuk, Timaş Yayınları
”- Janina, uzak bir Polonya köyünde, karanlık kış günlerini astroloji çalışarak, yıldız haritalarını inceleyerek, William Blake’in şiirlerini tercüme ederek ve varlıklı Varşova sakinlerinin yazlık evlerine göz kulak olarak geçirir. İnsanlar yerine hayvanlarla vakit geçirmeyi tercih eder, fazlasıyla tuhaf ve münzevi tavırları kimilerine göre “kaçık”lıktır. Bir gün komşusu Koca Ayak gizemli bir şekilde ölü bulunur. Gelecek günler daha da tuhaf ölümleri beraberinde getirir. Şüpheler ve soru işaretleri yükselirken Janina, tuhaf teorileriyle kendini soruşturmanın göbeğine yerleştirir. Birileri ona kulak verseydi her şey böyle mi olurdu oysa…
Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde, tuhaf bir gerilim masalı, bir kara komedi, her şeyiyle kendine özgü bir hikâye. Akıl sağlığı ve çılgınlık, suç ve adalet, doğa ve insan arasındaki karanlık sınırların kışkırtıcı bir keşfi.”

Çiyil Kurtuluş, Notos
”- Şimdiki zamanların yaşam biçimi içine sıkışmış insanlar, kadınlar ve erkekler, hep bozulmanın eşiğinde duran ilişkiler, kırılgan hayatlar. Aslında bilindiği düşünülen ama pek az yazılan günümüz hayatları… Yazarının uzak durup yazdığı, okurun duygusunu hissederek okuduğu öyküler toplamı olan Aramızda Bir Bahçe Yakınlığı, kendine has cüretkâr bir dil ve anlatım biçimiyle bildiğimiz hayatlardan çıkarılan ayrıntıları heyecanla okurlarına sunuyor.”

Aslı Tohumcu, İletişim Yayıncılık
”- Takım elbiseleriyle iyi halden yararlanıp serbest kalan tecavüzcüler, emekçilerin haklarını gasp eden işverenler, ağaçları rahat bırakmayan rektörler, otobüslerde bacaklarını yayarak oturan yolcular, zorba adamlar ve nicesi. Neden hepsi o çatallı, boğuk sesi duyuyordu? Neden o ses ısrarla peşlerindeydi ve onlara akılalmaz şeyler yapıyordu?
Aslı Tohumcu, bizi yine toplumun cerahat noktalarına götürüyor.
Benzersiz bir roman kahramanıyla tanıştırırken, yüzleşmesi zor gerçeklerle baş başa bırakıyor.”

Fatma Aliye Hanım, İş Bankası Kültür Yayınları
”- Fatma Aliye’nin yazarı olduğu Hanımlara Mahsus Gazete’de tefrika edilip kitaplaşan Levâyih-i Hayat (Hayattan Sahneler) adlı mektup romanı, Osmanlı kadınlarının gözünden aşk ve evlilik sorunsalına ışık tutuyor. Yazar, farklı kadınlıkları ve erkeklikleri ele alarak evlilik kurumunu, aile içi şiddeti, sorguladığı gibi kadınların, insanca yaşamalarının yolunun ekonomik özgürlük ve eğitimden geçtiğine vurgu yapmaktadır. Ayrıca romanın satırları arasında aşk üzerine de felsefi bir tartışma yükselmektedir.”

Feyyaz Kayacan, Kırmızı Kedi
”- 2. Dünya Savaşı’nı Fransa ve İngiltere’de yaşayan Feyyaz Kayacan’dan o günlerin karanlığına dair bir öykü toplamı Sığınak Hikâyeleri. Savaşın tüm yıkıcılığı, sığınağın soğuk karanlığına rağmen bir avuç insanın yaşama dört elle sarılmasının rengârenk anlatımı…
Dilin olanaklarını yine en uç noktasına kadar zorlayan Kayacan, savaşın bombardıman günlerinden başlayıp sonuna uzanan bir zaman aralığında, Londra’da aynı sığınağı paylaşan kişilerin günlük yaşamlarında, ruhsal durumlarında ve kişiliklerinde, umudun ve direnmenin dünyayı nasıl güzelleştirebildiğini hikâye ediyor.”
MART LİSTESİ

Carlos Fuentes, Can Yayınları
” –Herkes bilsin, annemin kara gözleri sırf kendine daha çok benzemek için değişen bir kumsal.
Herkes bilsin, babamın miyop, sarı-yeşil gözleri gelişimden ve varlıktan yoksun bir deniz: Babam sürekli değişiyor, ama hep aynı.
Herkes bilsin, babamla annem dansta bir araya geldiler, ama bunun da ölümü erteleyen bir törenden ibaret olduğunu biliyorlar.
Meksika için öngörülen bütün felaketlerin gerçekleştiği 1992 yılı, Kristof Kolomb’un Yeni Dünya’yı keşfinin de 500. yıldönümü. Gökten zehir yağan, siyasetçilerin kitleleri bilinçsizleştirme yoluyla zapt ettiği, ABD’nin sömürge politikalarına artık tamamen teslim olmuş Meksika’nın geçmişini olduğu kadar geleceğini de gören Kristof’un anlatısı bu. Anne rahmindeki Kristof doğmayı beklerken isimlerin esrarını çözmeye uğraşacak, bilinmeyene karşı savaşacak, dilleri karıştıracak, soracak, konuşacak, hayal kuracak, insanlara kendilerinin başka bir imgesini sunacak, aynı kalarak dönüşüme uğrayacak…
Yirminci yüzyılın en özgün romanlarından Doğmamış Kristof, Carlos Fuentes’in deneysel üslubuyla acımasız alaycılığını benzersiz şekilde buluşturuyor.”

İaki Kabe, Dedalus
” – Çıkış Kitabı, Gürcistan’ın Abhazya bölgesinde, 1990’ların başında Gürcülere uygulanan etnik temizlikle sonuçlanan savaşta, bu savaşın ortasında kalan, yerini yurdunu terk edemeyen insanların hikâyesine odaklanıyor. Cephe gerisindeki sıradan insanların, özellikle de yaşlıların, kadınların ve çocukların günlük hayatını, tecavüzden cinayetlere kadar uzanan trajediyi, bu insanların umutlarını ve umutsuzluklarını bir çocuğun gözünden anlatıyor. İaki Kabe, okuru, küçük bir çocukken kendisinin de içinden geçtiği bu savaşın ortasına sürüklüyor, evleri bombalanan, aç biilaç dolanan ve ölülerini toprağa veremeyen insanlarla karşı karşıya getiriyor. Böylelikle, ölümden kaçmakla ölüme kaçmak arasındaki çizginin silikleştiği bir romanı tutuyorsunuz elinizde.”

B. Nihan Eren, Yapı Kredi Yayınları
” –Hayal Otel, Feryal ile İsmet’in açılışını yaza yetiştirmeye çalıştıkları on iki odalı bir otel. Otelde her odanın bir adı var: Kaktüs, Ardıç, Begonvil, Kızılağaç, Şimşir, Lavanta, Menekşe, Funda, Çınar, Limon, Okaliptüs, Papatya. Öykülere de adını veren bu odalarda, bir gönül kırıklığıyla içine kapanmış, varlıkları yokluklarına karışmış, kıyıya vurmuş insanlar kalıyor. Burada her şey mevsim dışı, zaman dışı, toplum dışı! Eren, Hayal Otel’de gönülleri kararmış, umutsuz insanları bekleyen afeti, bir kasırgayı umudun simgesine dönüştürüyor. Bir kıyı kasabasının dışında, henüz tabelası bile asılmamış bir otelde birikmiş öfkeyi, kötülüğü, ihaneti düşsel bir anlatımla dile getiriyor.”

Stephen Graham, Koç Üniversitesi Yayınları
” -Yazar, dünyayı ve kenti eksik olan üçüncü ekseni de yerleştirerek baştan resmediyor; eşitsizlik, siyaset ve kimliğin coğrafyasını bu eksik üçüncü boyutu da hesaba katarak keşfe çıkıyor. Uzaydaki uyduların her şeyi gören gözlerinden, katil dronlar ve helikopterlerle dolu atmosferimize, oradan dünyanın dev şehirlerinin en zengin ve yoksullarının evlerine doğru nefes kesici bir gezintiye çıkarıyor bizi. Hiç düşünmeden kullandığımız asansörlerin arkasındaki teknolojide yaşanan ilerlemelerin yansımasını hem zenginlerin gökdelen tepelerindeki hayat tarzlarında hem de yeraltının derinliklerine inen çetin çalışma koşullarına sahip madenlerde bulduğuna dikkat çekiyor.
Dikey Dünya yaşadığımız kentlere, atmosfere, ayağımızın altındaki dünyada olup bitenlere yepyeni bir gözle bakmamızı sağlıyor.”

Ali Yağan, Ketebe
” -Dünya sandığımız kadar büyük mü? Zaman gerçekten doğrusal mı akıyor? Peki Hacırahmanlı köyüyle Hobbitköy’ün arası sanıldığı kadar uzak mı? Ali Yağan, “bütün doğu, bütün batı, bütün kuzey ve bütün güney ilahi bir heyecanla yeniden doğacaktı,” derken Pessoa’yla Karacaoğlan’ın, Borges’le Sait Faik’in karşılıklı birer kahve içme ihtimalinden mi bahsediyor? Habba, Siranuş, Azizlili Mehmet Efendi, Şeref…
Ali Yağan’ın “mazisi üç beş dakikalık” karakterleri, “tınısı İsrafil kış masalları içinde” bazen kaçıp bazen ileri atılıyor; incinseler de yaralarıyla, yükleriyle, omuzladıklarıyla kendilerini aramaya devam ediyorlar. Onun öykülerinin omurgasını işte bu gözüpek arayış ve yeryüzünün bütün hikâyelerine duyulan tutkulu merak oluşturuyor.”

Selahattin Nehir, Altın Kitaplar
” –Yüzüm bir sahne, bedenim bir sahne, bu şehir bir sahne, dünya bir sahne… Oyna Ejder, dilediğin gibi oyna!
Meddah ve Cellat, Selahattin Nehir’in taklit, oyun, sahne, güç ve içimizde gizlenen şiddet üzerine okuruna tuttuğu “çatlaklar” içindeki bir ayna gibi; sayfalar ilerledikçe gerilimi artan, merak ettiren ve şaşırtan bir metin. Tutkunun, hayal gücünün, aşkın ve öfkenin iç içe geçtiği bu kısa ama içeriği yoğun roman boyunca şu soruyla karşı karşıya buluyoruz kendimizi: Var olmak mı, görünür olmak mı?”

Ali Emre, Ketebe
” -Acar Süvari Tutuk Arbalet, şiirdeki hikâyenin izinin sürüldüğü yazılardan oluşuyor. Birer şiir çözümlemesi olarak da okunabilecek incelemelerde Mehmed Âkif, Kemalettin Kamu, Nâzım Hikmet, Melih Cevdet Anday, Attilâ İlhan, Turgut Uyar, Sezai Karakoç, Edip Cansever, Refik Durbaş ve İbrahim Tenekeci’den hareketle şiirimizin son yüzyılına dair genel bir fotoğrafa da ulaşılıyor.”

Alberto Manguel, Yapı Kredi Yayınları
” –Okumanın Tarihi, Geceleyin Kütüphane ve Hayali Yerler Sözlüğü gibi kitaplarıyla tanıdığımız Alberto Manguel, yeni kitabı Efsanevi Yaratıklar’da okurlarını mitolojiden, dinler tarihinden, edebiyattan ve popüler kültürden karakterlerle dolu bir gezintiye çıkarıyor. Bu kişisel koleksiyonda Drakula ile Kırmızı Başlıklı Kız, Şeytan ile Superman, Sinbad ile Kaptan Nemo, Karagöz ve Hacivat ile Quasimodo yan yana geliyor. Yazar, bize ortak insanlık mirasımızın en kıymetli parçalarından birinin, hikâyelerin coğrafyasında ikamet eden onlarca “efsanevi yaratık”ın, can buldukları kitap ve efsanelerden dışarıya taşıp başka kılıklarda nasıl var olabildiklerini anlatıyor kısaca.”

Bora Abdo, İletişim Yayıncılık
” –O da beni böyle izliyor ve merak ediyor muydu ve ben örgüme eğilmiş harıl harıl örerken boynumun ya da ensemin çıplaklığı geceleri yatağında birdenbire aklına geliyor muydu? Sağına, sağındaki meleklerine dönüp de sanki ben duyacakmışım gibi “aşkım,” diyor muydu? O da beni rüyalarında hep görüyor muydu misal?
Hayâlî’nin Tesadüfleri, yaşam ve ölüm, aşk ve nefret arasındaki ince çizgide çetrefil bir kurguyla anlatılmış sıra dışı öyküleri bir araya getirirken yazarın usta anlatımı, gözünüze kolaylıkla çarpıyor.”

John ve Yves Berger, Metis Yayıncılık
” –Babam evimizin samanlığında benim için bir atölye yapmadan çok önce orada pinpon masası vardı. Birlikte oynamayı çok severdik. Ben ergendim, o altmışlarındaydı. Aşağı yukarı denk oyunculardık; bazı günler ben kazanırdım, bazı günler de o. Ama maçın sonucunun bir önemi yoktu, bizi oynamaya sevk eden başka bir şeydi: Esas arzumuz şansı ne kadar zorlayabileceğimizi görmek ve alıp verme oyununu bir lütufa çevirmekti. Elbette nadiren böyle oluyordu ama ara sıra oluyordu ve o zamanlarda her şey yerli yerine oturuyordu. Ritim, hareket ve jestler, zamanlama, hepsi tek bir edimin birliğinde toplanıyordu…
Top Sende, John Berger ile oğlu Yves Berger’in sanat hakkındaki yazışmalarını bir araya getiriyor.”
NİSAN LİSTESİ

John Freely, Alfa Bilim
” -1500 ilkbaharında, Rönesansın doruk noktasında, Papa VI. Alexander Borgia’nın emrindeki bir papalık sekreteri, “Cümle âlem Roma’da” diye yazdı. O sırada kimsenin haberi olmasa da, bir gün dünyayı değiştirecek olan Nikola Kopernik adlı genç bilgin de oradaydı. Kendi döneminin, hatta tüm dönemlerin en büyük dilbilimcisi, avukatı, doktoru, diplomatı, politikacısı, matematikçisi, bilim insanı, astronomu, sanatçısı, din adamı Kopernik ve belki de modern çağın en önemli bilimsel keşfi Güneş merkezli kuramı, Kopernik Çağı olarak adlandırılan modern astronomi çağını müjdeledi ve evrene bakışımızı sonsuza dek değiştirdi. Eskiçağın büyük bilginlerinin kuramları ile ortaçağ İslam dünyası biliminin kaynaşmasından doğan bu dâhiyane görüş, destansı De revolutionibus orbium celestium’la ölümsüzleşti. Freely, kitabında Kopernik’in kuramları ile heyecan verici hayatını aktarıyor.”

Mary Shelley, İthaki
” -Mary Shelley’nin ölüm ve ötesine dair söyleyecekleri, henüz yirmi yaşındayken yayımlanan Frankenstein’la sınırlı değildi. Jeannette Winterson’a gençliğinde yazması için umut veren bu yazarın makaleleri ve öykülerinden oluşan Karanlık Yazılar, elli üç yaşında beyin tümörü nedeniyle hayatını kaybeden, yaşadığı döneme göre radikal olan siyasi görüşleriyle tanınan bir edebiyat devinin zihninin onu nerelere götürdüğünü gözler önüne seriyor.”

Gökhan Akçura, Oğlak Yayıncılık
” -İstanbul hep kendi bildiğini okumuş okumasına da, her kuşaktan, her milletten İstanbullular kendilerince bir şekil vermeye çalışmışlar ona. Ne kadar becerebilmişler orası tartışmalı… Ama denemişler en azından. Örneğin terbiye etmek istemişler, Saygısızlıkla Savaş Derneği kurmuşlar. İstanbul terbiyeli, saygılı olmuş mu bilinmez ama Kırk Gün Gece festivalleriyle vur patlasın çal oynasın eğlenmiş. Bugün İstanbullular akın akın sahil kasabalarına gidiyorlar ama bir zamanlar şehirde birçok plaj varmış. Üstelik yine de yetersiz bulunup gazeteler daha fazlası açılsın diye yazıp durmuş. İstanbullular sayfiyeye de pek düşkünmüş. İlla ki zamanı, mevsimi gelince Boğaz’ın köylerine, Bostancı’ya, Fenerbahçe’ye göçerlermiş. Mehtap âlemleri de ayrı bir keyifmiş. Sayısız kayık izlermiş hanendelerin kayıklarını Boğaz’da… Sadece Boğaz mı, Beyoğlu da bir başka dünyaymış. Tiyatro salonları, gece kulüpleri, kabareler… Bin bir renkli bu dünyada yok yokmuş. Bir de zenci bir Rus’umuz varmış, ilk Maksim’i de zaten o açmış. Ama İstanbul sayısız duraklarda soluklanıp yoluna devam ederken, tarihi sinema ve tiyatro salonları yıkılmış, Şan Tiyatrosu yanmış. Bir Şehr-i İstanbul ki…”

F. H. Deserable, Can Yayınları
” -Kendi hayat hikâyesini kaleme aldığı Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı’da Romain Gary, komşusu Bay Piekielny’ye küçükken verdiği bir sözden bahseder: Gelecekte, bu dünyanın ileri gelenleriyle tanıştığında, “Wilno’da, Büyük Pohulanka Sokağı 16 numarada, Bay Piekielny adında biri yaşardı,” diyecektir. Verdiği bu sözü Romain Gary unutmayacaktır. Annesinin kehanetlerinin izinde ve ötesinde tek bir hayata birden fazla hayatı sığdırmayı başardığında, her fırsatta, “Bay Piekielny adında biri yaşardı,” diye biten bu cümleyi tekrar edecektir.”

Ziya, Koç Üniversitesi Yayınları
” -1917 yılında, 1. Dünya Savaşı devam ederken İstanbul’un farklı semtlerine dağılmış ceset parçalarıyla ortaya çıkan bir cinayet. Cinayetin kamuoyunda yarattığı endişe ve heyecan, emniyet birimlerinin sonuç vermeyen çabaları ve nihayetinde bu işe el koyan, kılıktan kılığa girip ipuçlarını toplayarak cinayeti çözmeyi başaran “Nat Pinkerton” lakaplı eski Polis Müdürü Ziya Bey… 1926 yılında Haftalık Mecmua‘da tefrika edilen Kesik Baş Cinayeti, Osmanlı-Türk polisiye geleneğine eklenen yeni bir halka. Özgün metinde yer alan illüstrasyonların tıpkıbasımlarıyla yayımlanan roman, dönemin gündelik yaşamına dair çarpıcı ayrıntılar sunuyor.”

Jaklin Çelik, İletişim Yayınları
” -Hikâye, semtin en işlek caddelerinden birinde, kalabalığın hengâmesinde göçmenler, kör köpekler, berduşlar, meczuplar, pezevenkler, insan tacirleri, uyuşturucu ve emlak simsarları arasında geçiyor. Jaklin Çelik, arafta kalmanın çaresizliğini, yoksulların işaret dilini, yaşamın ortasında sınır çizgisi gibi duran saklı şarap mahzenlerini insanın yüreğine dokunan, sokulgan ve ince bir üslupla anlatıyor. Sarhoşların Perşembesi, son dönemlerin en özgün ve sarsıcı romanlarından biri kuşkusuz. Kutsanmış bir ayyaş ayaklanması!”

Augusto Monterroso, VakıfbankKültür Yayınları
” -Latin Amerika edebiyatının “Boom” kuşağının Julio Cortázar, Carlos Fuentes, Juan Rulfo ve Gabriel García Márquez ile birlikte öne çıkan figürlerinden biri olan Guatemalalı yazar Augusto Monterroso’nun (1921-2003) en önemli eserlerinden biri kabul edilen Toplu Eserler ve Diğer Hikâyeler, VakıfBank Kültür Yayınları aracılığıyla ilk kez Türkçede. On üç kısa hikâyeden oluşan bu kitap, Italo Calvino’nun deyişiyle, Monterroso’nun bize “tek bir satıra, tek bir cümleye bir hikâye sığdırma” becerisini gösterdiği çok renkli bir eser.”

Natsume Soseki, Konu Kitap
” -Üç Köşeli Dünya’da şehir hayatından uzaklaşan bir sanatçının dağlara doğru yaptığı yolculuk anlatılıyor. Modern Japon edebiyatının en iyi edebiyatçılarından biri sayılan Soseki’nin poetikasına dair belirgin izler taşıyan eser, tam anlamıyla bir arayış hikâyesi. Anlatıcı şiiri, resmi ve kendi benliğini arıyor. Sanatı ve hayatın özünü kavramaya çalışan Natsume Soseki, Doğu ve Batı felsefelerini de anlatısında ustaca harmanlıyor okurları için.”

Behçet Çelik, İletişim Yayınları
” -Behçet Çelik, kitabında arkadaş olmanın, ferah anların, durup sorguladığımız zamanların, ailenin, şehirlerin kuşatıcılığının ve aşkların; etrafımızda dönüp duran, sıra kendilerine geldiğinde az çok benzer biçimlerde hayatlarımızı yoklayan durumlar olduğunu hatırlatırken, bazen göstermekte zorlandığımız, bazen de bile isteye gizlediğimiz, fakat her zaman var olan farklı ve canlı renklerimize dikkat çekiyor. Tüm bunların yanında aklımıza birtakım sorular düşürmeyi de ihmal etmiyor: Biz kimiz? Onlar kim? Karşı karşıya mı, yoksa yan yana mıyız? Parça mıyız, bütün müyüz? “Hayatları” diye bir kelime var mı, yoksa hemen “hayatlarımız” ya da “hayat” diye düzeltmeli miyiz? Parmağımızı aynanın karşısına geçip kendimize mi sallamalıyız? Kısacası Çelik, bize hemen hepsi abartısız, yalın bir dille anlatılmış, ayrıntılardaki saklı ritimleri duyuran öyküler sunuyor.”

Ali Teoman, Yapı Kredi Yayınları
”Ali Teoman, 2009’da davetli olarak gittiği Strasburg’da yazdığı, önce Fransa’da yayımlanan kitabı için şöyle demişti: “İnsanların oturup umutlarını, umutsuzluklarını tartışıp paylaştıkları bir kitap. Adı umut ama içeriğinde umutsuzluk, varoluş, yaşam, sanat gibi şeyler tartışılıyor. Hastalığımdan etkilenerek yazdım ama bu benim hayat hikâyem değil, bir tür metafor. O umutsuzluk halinin anlatılması.” -Dediğim gibi, Café Esperanza’da ya da değil, olduğu yer çok fark etmiyor insanın, nerede oturursanız oturun, Café Esperanza’da oturmaya devam ediyorsunuz.
Çünkü umut her an kapıyı çalabilir.
Çünkü umut her yerde!”
MAYIS LİSTESİ

François Rabelais, İş Bankası Kültür Yayınları
” –Gargantua’nın aramıza ne kadar eski bir soydan geldiğini görmek için sizi Pantagruel’in yüce hayat hikayesine yollarım. Orada uzun boylu öğrenirsiniz devlerin dünyamıza nasıl geldiğini ve Pantagruel’in babası Gargantua’nın onların özbeöz evladı olarak nasıl doğduğunu; gerçi bu öyle bir konudur ki ne kadar tekrarlansa, siz beyzadelerin o kadar hoşlarına gider, Platon’un Philebos ve Gorgias’ından bilirsiniz, Horatius da der ki, kimi konular, herhalde bunlar gibileri, ne kadar sık söylenirse, o kadar tatları artar öyledir ama şimdilik bunları anlatmadan geçmemi hoş görün…
François Rabelais (1494?-1553): Roman sanatının doğuşunu müjdeleyen çağın en önemli yazarlarından biridir. Daha sunuşunda, okuyucusuna “Gülmektir çünkü insanı insan eden” diye seslenen Gargantua’ysa (1534) yazarın mizah ve olağanüstünün destansı bir birleşimini oluşturan beş kitaplık külliyatının ikinci halkasıdır.”

İskender Fahrettin, Sertelli Karakarga
” -İskender Fahrettin Sertelli, nam-ı diğer Behlül Dânâ, deyince aklınıza İstanbul’un Arsen Lüpen’i Ele Geçmez Kadri, Türk Polis Hafiyesi Yılmaz ya da Şeytan Hadiye isimleri gelmiyorsa çok şey kaybediyorsunuz. 1930’lu yılların popüler polisiye yazarı İskender Fahrettin Sertelli’nin daha önce Latin alfabesine aktarılmamış öykülerinin yer aldığı bu seçki, hayal dünyası karşısında şaşıp kalacağınız bu yazarla tanışmak için büyük fırsat.
Çok yönlü bir sanatçı olarak daima üreten ve halkı aydınlatmaya çalışan, 1943 yılında henüz 48 yaşında hayata gözlerini yuman Sertelli’nin İngilizce “dime novel” olarak anılan, çok değerli araştırmacı yazar Erol Üyepazarcı’nın verdiği adıyla da “onparalık öyküler” türünde yazmış olduğu üç ayrı polisiye serisinden üç karakter olan Şeytan Hadiye, Amerika’da bir Türk Polisi Yılmaz ve Ele Geçmez Kadri’nin öyküleri Makineli Kafa’nın Hikâyesi’nde bir araya geliyor.”

Sheridan Le Fanu, Bilge Karınca Yayınları
” -Tedirgin edici, ürperten şiirleri (Kuzgun örneğinde olduğu gibi) ve Morg Sokağı Cinayetleri, Kızıl Ölümün Maskesi Oval Portre vb. kısa gerilim öyküleri yazan ve bu türün öncüsü Amerikalı yazar Edgar Allan Poe ile çağdaş olan Dublin’li J. Sheridan Le Fanu korku, gerilim ve özellikle doğaüstü, “gizemli” olayların konu edildiği hikâye ve romanları ile en az çağdaşı Poe kadar usta olduğunu ispatlayan bir yazardır.
Le Fanu’nun olağanüstü ustalıkla kurguladığı, okuyucuyu kıskıvrak yakalayan, ürkütücü, doğaüstü varlıkların kol gezdiği hikâyelerinden oluşan Madam Crowl’un Hayaleti kitabını türün meraklılarına ve Le Fanu hayranlarına keyifli okumalar dileğiyle.”

Steve Jones, Ayrıntı Yayınları
” –Cumhuriyetin dâhilere ihtiyacı yok. Bu ifadeler 19. yüzyıl Fransa’sının en büyük bilim insanlarından birini giyotine mahkûm eden yargıca ait. Steve Jones kitabında bu sözlerden yola çıkarak, okurlarını aksini gözler önüne seren bir yolculuğa davet ediyor.
Dâhilere Gerek Yok, uçan balonların ilk keşfinden patlayıcıların kitlesel imha araçları olarak kullanılmalarına; patatesin Eski Dünya’daki açlığa çare oluşundan kimya bilimiyle atletizmin evliliğine kadar; dönemin bilimsel gelişmelerini ve Fransız Devrimi’ni sıra dışı bir açıdan incelemek isteyenler için keyifle okunabilecek bir kaynak çalışma…”

Philip K. Dick, Alfa Yayıncılık
” -Kurmacaya karışan gerçek hayat, gerçek hayata sızan kurmaca. Gerçekliğin dokusu pembe bir ışınla yırtıldığında göreceklerimize kaçımız hazır olabiliriz ki?
PKD, 1974 Martında bir diş operasyonu sırasında verilen ilacın etkisiyle tuhaf bir dini deneyim yaşadı. Bir şizofreni krizi miydi yoksa gerçekten mistik bir deneyim mi yaşamıştı? Valis bu dönemin olağanüstü hikâyesidir: Delilik, paranoya, bölünmüş kişilikler, üç gözlü insanlar, tanrı, ölüm ve bir kedi.
Valis sizi çağırıyor.”

F. Scott Fitzgerald, İş Bankası Kültür Yayınları
” -Yaşlı bir adam olarak dünyaya gelip zamanla gençleşme fikri F. Scott Fitzgerald’ı büyülüyordu. Yazarın iki yıl boyunca zihninde evirip çevirdikten sonra 1922 yılında yazdığı Benjamin Button’ın Tuhaf Hikâyesi’ni Mark Twain’in şu sözü esinlemişti: “Hayatın en iyi kısmının başta, en kötü kısmının da sonda olması ne yazık.” Fitzgerald bu en bilinen hikâyesinde 1860 yılında yaşlı bir adam olarak doğup giderek gençleşen Benjamin Button’ın hayatını anlatır. Yaşlanma üzerine yazılmış bu nükteli, fantastik hiciv, Hollywood’un da dikkatinden kaçmamış, 2008’de vizyona giren film uyarlaması büyük ilgi görmüştü.”

Nebil Özgentürk, Karakarga
” -Nebil Özgentürk’ten Yeşilçam’ın unutulan “unutulmazları” için bir saygı duruşu!
Aliye Rona’dan Münir Özkul’a, Kemal Sunal’dan Erol Taş’a, Metin Akpınar’dan Arzu Okay’a Yeşilçam’ın unutulmaz isimleri daha önce hiç duymadığınız hikâyeleriyle bu kitapta bir araya geliyor. Onlar beyazperdenin kötü kadınları ve kötü adamları, iyilik timsalleri, saf ve temiz karakterleri ya da binbir fırıldak çevirenleri… Bugün hâlâ filmleriyle binlerce kişiyi televizyon karşısına çeken isimler özel hayatlarını Nebil Özgentürk’e açıyor ve okuru zamanda bir yolculuğa davet ediyor.”

Epameinondas Kyriakidis, İstos Yayınları
” -Beyoğlu Sırları romanı Epameinondas Kyriakidis’in (İstanbul 1861-Atina 1939) kaleme almış olduğu ve İstanbul’da Karamanlıca/Türkçe yayımlanan “Anatoli” gazetesi müdürü Evangelinos Misailidis (Κula, Manisa 1820-İstanbul 1890) tarafından Türkçeye çevrilip, aynı gazetede 1888-1889 yıllarında tefrika edilmiş bir eserdir.
Dönemin “City Mysteries / Mystères urbains” yani “Şehir Sırları” türüne ait olan bu romanda yazar E. Kyriakidis İstanbul hakkında yazılan diğer “gizemli romanlar”da olduğu gibi, Avrupa’dan ithal edilmiş âdetler nedeniyle yozlaşma ve ahlaksızlık merkezine dönüşmüş olan Beyoğlu’ndaki Rum “sosyete”nin şatafatlı yaşamını ve yeni edindiği tavırları eleştirmektedir. Yazar söz konusu toplumun bir parçası olan bu gösterişli yüksek tabakanın gizli taraflarını sergilerken aynı zamanda İstanbul’un karanlık yanlarına da ışık tutmaktadır. Şehrin yolsuzluk inleri, sefil mahalleleri ve fuhuş evleri gözler önüne serilirken, okur, yaşamın tehlike ve tehditlerle dolup taşan yönüyle karşı karşıya gelmektedir.”

Kolektif, Karakarga
” -Uyku… Hayatımızdan çalan bir düşman mı yoksa gerçekten kendimiz olabildiğimiz, kendimizle olabildiğimiz tek zaman mı? Bazen davetsiz bir misafir bazen çağrılsa da gelmeyen… Bazen düşülen bazen kalınan… Herkesin uykuya ve uyumaya dair deneyimi biricik. Bu kitapta uykunun her halini bulacaksınız. Sümer Kral Destanları’ndaki uyku ile ilgili bölümler, 24 edebi deneme ve 3 öyküyü bir araya getiren Müstakil Eylem, okuru uyku üzerine biraz daha düşünmeye ve konuşmaya davet ediyor.”

Nurdan Gürbilek, Metis Yayıncılık
” –Her yazarın içinde az ya da çok bir yer yaratma, bütün yerleri geride bırakıp yazıya yerleşme isteği vardır. Bir yazınsal vatan: Bu taşlı toprağı ben yarattım, bu geniş bozkırı, bu yeşil tepeleri, bu zirveleri karla kaplı dağı ben yarattım. Dağda yanan ateş, ateşin başında toplanmış insanlar, insanların dinlediği hikâyeler benim eserim. Ama sadece bir yazı olanağından değil, bir yaşam olanağından da söz eden bir yazarın yazınsal yurda rahatça yerleşmesini beklemek safdillik olurdu.
İkinci Hayat’ta “yer duygusu” üzerine düşünüyor Nurdan Gürbilek. Bir yandan “yer”e, “yurt”a, “ev”e edebiyatın, bazen sinemanın açtığı kapılardan giriyor; kökenlere ve başlangıçlara, kaçanlara ve dönenlere, eve ve sırlarına yakından bakıyor. Diğer yandan anlatı, üslup ve dili bu ana eksen etrafında değerlendiriyor; “dilsel vatan” ve sınırları üzerine düşünüyor.
Bazı sorular eşliğinde: Kapısını başkalarına sımsıkı kapatmış bir kompartmana, bir özel sığınağa, bir kişisel hücreye mi dönüşecek ev, yoksa o koruyucu hücreyi geniş bir ortaklık zemininde yeniden tanımlayabilecek miyiz? Etrafına kalın duvarlar çekmiş bir “coğrafya kaderdir”e mi sürükleniyoruz, yoksa daha geniş bir yurt tanımına ulaşabilecek miyiz?
Bugün evin hayatımızın merkezine oturduğu bir dünyada bizi evin gerçek ve mecazi, olumlu ve olumsuz anlamları üzerine düşünmeye çağıran deneme ve fragmanlardan oluşuyor İkinci Hayat.”
HAZİRAN LİSTESİ

Philip Kerr,Alfa Yayıncılık
“- VIII. Henry’nin sekiz karısının olmadığı, Amerika’nın 1776’da bağımsızlığını kazanmadığı ve John F. Kennedy’nin suikasta kurban gitmediği bir dünya hayal edin. Bilim insanları, birbirlerini belli belirsiz şekillerde etkileyen paralel evrenlerde bu tür dünyaların var olabileceğini söyler. Böylece tüm ihtimaller aynı anda gerçekleşir. Bazı dünyalar bizimkine benzerken bazıları çok farklıdır. Bazı dünyalarda Adolf Hitler doğmamıştır; diğerlerinde Neil Armstrong 1969’da aya ilk ayak basan kişi değildir. Benzer derecede önemli olarak bazı dünyalarda George Orwell meşhur kitabı 1984’ü yazmamıştır. Paralel bir evrene ait olan 1984.4, George Orwell’in 1984’ü gibi olsa da, aynı zamanda ondan çok farklıdır. Bunun kimseyi şaşırtmaması gerekir: Bu dünyadaki bir düşünce paralel evrendeki diğer zihnin türevini de bir şekilde etkiler. 1984.4, 1984’ten etkilenmiştir; 1984.4’ün 1984’ü etkileyip etkilemeyeceğini ise zaman gösterecek.”

Gül Ersoy,Doğan Kitap
“- Alarmlardan, sirenlerden, çarklardan, makinelerden, reklam panolarından, banka kuyruklarından, kurallardan, yığınla evraktan, uğultudan, mesai arkadaşlarından, beyaz gömleklerden, ceketlerden, kravatlardan kaçmak ve birine sarılmak için günde yalnızca bir saatimiz var.“

Norman Cohn, Kırmızı Kedi
“- Cohn, 11. ve 16. yüzyıllar arasında Batı Avrupa’da kıtlık, Haçlı Seferleri ve vebayla birlikte yükselen binyılcılık ve onun etrafında gelişen mistik anarşist hareketleri inceliyor. Binyılcılık dar anlamıyla dünyanın sonuna dair bir dogma. Cohn bu öğretiyi geniş anlamda kurtuluşçuluk olarak ele alırken, bize ortaçağın zihinsel dünyasını şekillendiren dini düşünce kalıpları içinde, İsa’nın apostolik orduları ile Deccal’ın güçleri arasındaki nihai savaşa dair kehanetlerin, yoksulların günahtan arınmış hayat özlemi ve yeryüzü cenneti yaratma arzusuyla nasıl birleştiğini ve bunun da binyılcı fantezileri nasıl beslediğini gösteriyor.”

Roberto Bolano, Can Yayınları
“- Edebiyatın verdiği ilk dersin cesaret olduğunu öğrenmişlerdi tuhaf bir cesaretti bu– göller, sazlıklar arasında taştan bir kuyunun cesaretini, bir aynanın ya da bir girdabın cesaretini andırıyordu. Okumanın yazmaktan daha konforlu bir iş olmadığını öğrenmişlerdi. İnsanın okurken anımsamayı ve şüphe etmeyi öğrendiğini… Ve belleğin aşk olduğunu.
Gerçek Bir Polisin Çilesi seksenli yıllarda başlayıp Bolaño’nun ölümüne kadar devam eden bir projeydi. Bazı mektuplarında bu projeden söz etmiş, 1995’teki bir mektubunda, “Novela: Birkaç yıldır Gerçek Bir Polisin Çilesi adlı bir kitap üstünde çalışıyorum ve BENİM ROMANIM O: Başkahraman dul kalmış elli yaşlarında bir üniversite profesörü, on yedisinde bir kızı var, hayatlarını geçirmek için ABD sınırının yakınlarındaki Santa Teresa’ya gidiyorlar. Sekiz yüz bin sayfa filan, kimsenin tek kelime anlayamayacağı tam bir karmaşa…” diye yazmıştır.”

Hasibe Özdemir, Monokl
“- Tanrı sanki yazgımız sadece bizim elimizden çıkmış gibi sokağımızın yaslandığı cümlelere şöyle bir bakmış, edebî olmadığına kanaat getirip okumadan kapatıvermişti “Gecikmiş Adalet” kitabını üzerimize. Artık tek kelime düşmeyecek sanırken payımıza, sokak kendi kalemini demirden yontmuş, son satırı yazsın diye, güvercin besleyen, mobileti ile kulak zarlarımızı baştan sona çizen Çorumlu Ekrem’in ortanca oğlunun eline vermişti. O da; bir akşamüstü, sırf güvercinler bahçesine pisliyor diye ağzını açan Kemal amcaya şöyle bir bakıp, elindekini cevap niyetine indirivermişti tepesine.“

Attila Şenkon, İletişim Yayıncılık
” –Bazen yaşlı kadın kutuyu masanın üzerinde bırakıp giderdi. Küçük kız o zaman kutudaki lokumları dilinin ucuyla ıslatıp tozlarını siler, renklerini açığa çıkarıp pembelerini seçerdi. Sonra öbürlerini kutunun dibinde biriken toza bular, bir şey olmamış gibi yerine otururdu.
Attilâ Şenkon’un, 1991 Akademi Kitabevi Öykü Özendirme Ödülü’nü alan bu ilk kitabı, gerçek ile masalın, var ile yokun arasında erimiş incecik çizgide gezinen kısacık ve duygu dolu öykülerden oluşuyor.”

Kolektif, Metis Yayıncılık
” -Günümüzdeki hızlı yoksullaşma, artan eşitsizlikler ve toplumsal-ekolojik felaketler de egemen söyleme göre büyüme eksikliğinin ya da azgelişmişliğin sonuçlarıdır: “Büyümeyen, yerinde sayan, ölür”. Elinizdeki kitap ise bu sorunların nedeninin tam da büyüme olduğunu, büyümenin aşırı masraflı, ekolojik açıdan sürdürülemez ve özünde adaletsiz bir hal aldığını, “büyüme”yi temel alan mitik inançların terk edilmesi gerektiğini savunuyor. Bunun için büyüme tahayyülünü ayakta tutan ve ekonomiyi bilim olmaktan çıkaran terimlerle düşünmekten vazgeçmek gerekiyor. Kullanımdaki iktisadi dil, ifade edilmesi gerekeni ifade etmekte yetersiz kaldığı içindir ki yeni bir söz dağarcığına ihtiyacımız var. Bir grup aktivist ve entelektüelin ilk olarak Fransa’da başlattığı ve ardından tüm dünyaya yayılan küçülme hareketi, toplumsal bir hedef olarak ekonomik büyümenin terk edilmesi çağrısında bulunuyor. “Küçülme” kavramı, daha az doğal kaynak tüketen ve tamamen farklı ilkeler çerçevesinde örgütlenen toplumlara giden yolu temsil ediyor. Sadelik, şenliklilik, otonomi, bakım, müşterekler gibi kelimeler de küçülme toplumlarının neye benzeyebileceği konusuna ışık tutuyor.”

Lucy Cooke, Domingo Yayınevi
” -Lucy Cooke, hayvan aklını olduğu gibi anlayabilmek için Kolombiyalı bir “suaygırı burucusu”ndan Çinli bir “panda çöpçatanı”na kadar hayli renkli karakterle tanışacağı bir dünya turuna çıkıyor ve bizleri hayvanların gizli ya da bizim görmezden geldiğimiz ve bir o kadar eğlenceli dünyasıyla tanıştırıyor. Hayvanlar Âleminden Uygunsuz Gerçekler, sadece hayvanları değil, tüm o akıldışı önyargıları ve uçuk hayal gücüyle insanı da anlatan, yanlış anlaşılmalarla dolu bir hayvanat bahçesi.”

Nigel Shadbolt , Roger Hampson, Salon Yayınları
“- Akıllı makineler devrimi hayatlarımızı ve toplumlarımızı yeniden şekillendiriyor. Bu kitapta Nigel Shadbolt (İngiltere’nin yapay zekâ konusunda önde gelen otoritelerinden biri) ve Roger Hampson korku, karmaşa ve yanlış anlaşılmalara son veriyor. Kendi yarattığımız süper zeki robotların asi ordusu tarafından kenara itilmek üzereyiz. Homo sapiens olmadan önce aletler kullanıyorduk ve onları kontrol etmeye devam edeceğiz. Bu kontrolü -özel yaşamlarımızda, istihdamda, siyasette- nasıl kullanacağımız ve harika fırsatlardan en iyi şekilde nasıl yararlanacağımız, hepimizin gelecekteki refah seviyesini belirleyecektir.”

Wilhelm Genazino, Jaguar Kitap
” -Bu manzara alabildiğine hoşuma gittiği halde göğsümde bir sızı hissediyordum. Çünkü güzelliğin acayip tarafı, insanın onu sadece seyredebilmesidir. Bir tarafını alıp evine götüremez veya küçük bir parçasını özel bir yerde saklayamaz. İnsan güzelliğe ancak hep bakar durur, fazlasını elde edemez. Uzun uzun baktıktan sonra yoluna devam etmek zorundadır.
Elden Düşme Dünya; “güncel” insanlık hallerinin bir Genazino kahramanının zihninde işlenmesiyle ortaya çıkan tuhaflıkların romanı.”
TEMMUZ LİSTESİ

Boris Vian, İthaki Yayınları
” -Raymond Queneau’nun “Boris Vian, bir gün Boris Vian olacaktır,” dediği Vian’ın ölümünden sonra yayımlanan öykü derlemesi Kurtadam’da, insana dönüşen kurtlar, şehre çöken afrodizyak etkili bir sis, şamatacı müzisyenler, direksiyonu yolcusuna bırakan taksiciler ve duygularla tanışan bir yapay zekâ geziniyor.”

Mehmet Güreli, Sel Yayıncılık
” -Bir Truffaut filminin içinde başlayan yolculuk Truffaut’nun gerçek yaşamıyla iç içe girip Jean Vigo’ya, Joyce’a, Beckett’e, Zweig’a, haikunun ustası Başo’nun yalın, yalın olduğu ölçüde derin evrenine uzanıyor; oradan Bresson’un Balthazar’ına uğrayıp Fritz Lang’e, de Sica’ya, Rotko’ya, Walser’a uzun bir solukla bağlanıyor. Güreli, karanlığın gizli misafirlerinin tekinsizce dolaştığı film noir bir anlatının üzerine örtüsünü sererken, intihar etmiş, yaşamı deliler evinde bitmiş yaratıcılar satır aralarında canlanıyor.”

Blake Crouch, Doğan Kitap
“- İlk başta bir hastalık gibi görünüyor… Nasıl yayıldığı bilinmiyor… Kurbanlarını hiç yaşamadıkları bir hayatın anılarıyla çıldırtan gizemli bir hastalık… Sahte Anı Sendromu…
New York Polis Teşkilatı’ndan Barry Sutton, bir kadının intiharının ardından öğrendiği bu hastalığı araştırdıkça kendisi de benzer sorunlar yaşamaya başlar. Yıllar önce trafik kazasında kaybettiği kızının ölmediği, karısından boşanmadığı bir hayatın içinde bulur kendini… O da artık Sahte Anı Sendromu’ndan mustariptir, sahte ve gerçek hayatı iç içedir. Yazar okurunu muğlak bir anlatı içinde kaybediyor.”

Fyodor Sologub, Sel Yayıncılık
” -Rus edebiyatını hâkimiyeti altına almış gerçekçilik akımına yapılmış en vurucu misillemelerden biri olan Küçük Şeytan, Ekim Devrimi öncesi burjuva yaşantısını ve rehaveti, yıkıma götüren toplumsal çözülmeyi gözler önüne seriyor. Yazıldığı dönem ahlaka mugayir olduğu gerekçesiyle pek çok kez sansürlenen ve yasaklanan bu yer yer karnavalesk hiciv, Türkçede sansürsüz haliyle ilk kez yayınlanıyor.”

E. M. Cioran, Metis Yayınları
” -Kökleri çok eskiye uzanan bir felsefi geleneğin parçası olan Cioran, insanın varoluşunu küçümseyerek bütün “başarıları”na, “ilerleme”ye de eleştirel yaklaşıyor. Uygarlık eleştirisine girişiyor, ama amacı uygarlığın veya modernliğin foyasını meydana çıkarmaktan ibaret değil; asıl derdi insanın yanlışlığı. Acımasızca çalışıyor onun yumuşak karnına, yüzüne vuruyor kusurlarını.
Başka türlü düşünme imkânını hatırlamamız için duruyor Cioran yanı başımızda, belki de karşımızda.”

Yalçın Tosun, Yapı Kredi Yayınları
” -Çocukluğu, evliliği, aileyi, anneyi ve babayı, hep o kırılgan bakışla, hep bir ergen uyanışıyla ince ince işleyen, doyurucu öykülerden oluşuyor Mesafenin Şiddeti. Yalçın Tosun, mahremin çeperinde özgürce devinen duyuşları, düşünüşleri, düşleri, beklentileri anlatıyor. Gönlün kırıldığı yeri, zihnin sarsıldığı noktayı, hangi mesafeden olursa olsun şiddetin göründüğü aralıkları yakalarken anlatıcılığını giderek uçlara taşıyor.”

Kolektif, Ve Yayınevi
” -Adil İzci’nin derlediği, Doğan Hızlan ile Selim İleri’nin önsöz yazdığı kitapta birbirinden değerli yazarlarımız, sanatçılarımız, Sabahattin Kudret Aksal’ın doğumunun 100. yıl anısını ölümsüzleştiren şiirleri, yazıları, söyleşileri, fotoğrafları ve çizimleriyle yer alıyorlar.”

Gustave Flaubert, İletişim Yayıncılık
” -Flaubert, 19. yüzyıl Fransız toplumunun, özellikle de burjuvazinin önyargı ve tutarsızlıklardan daima rahatsız olduğu içn karşılaştığı klişeleri, genel kabul görmüş yanlışları 1850’lerden itibaren not etmeye başlar. Bu notlar şekillenerek önce yarım kalacak romanı Bilirbilmezler ’in ikinci cildine sonra da Kabul Görmüş Kanaatler Sözlüğü ’ne evrilir. Flaubert toplumu derinden sarsmayı planladığı bu eseri bitiremeden ölür ve kitap çalışma notlarından derlenerek ilk kez 1913’te yayımlanır. Sözlük formatında tasarlanmış olan kitap, alfabetik olarak sağlıktan edebiyata, tarihten politikaya hemen her konuyla ilgili maddelerden oluşur.
Flaubert’in topluma musallat olan basmakalıp düşünceleri kınamak için eleştirel ve mizahi bir üslupla kaleme aldığı bu eser geçerliliğini 21. yüzyılda da korumaya devam ediyor.”

Giacomo Papi, Timaş Yayınları
” -Kurgusal ama bir o kadar da gerçek bir hayali İtalya… Düşünce ve ifade özgürlüğünün, yolsuzluk ve kötü inancın bir işareti haline geldiği, elitlerin ve entelektüellerin halkı kandırma aracı olarak görüldüğü bir dünya… Dayatmacı iktidar alkışçıları, sosyal medya zorbaları, toplumu kutuplaştıran bir cadı avı… Ve şimdi hedefte entelektüeller var.
Bu linç kültürünün ilk kurbanı, bir gündüz kuşağı programında Spinoza’dan alıntı yapan Profesör Giovanni Prospero oluyor. Devlet yetkilileri ve medya tarafından, entelektüel birikimiyle halkı aşağılamakla suçlanan Profesör hemen o akşam ölü bulununca çarklar dönmeye başlıyor…”

Figen Şakacı, İletişim Yayıncılık
” –Tarla mı kesekli yoksa biz mi yürümeyi bilemedik?
Nohut oda bakla sofa evlerde birbirlerine tahammül etmek zorunda kalan ana-babalar ve evlatlar. Kuşak farkları. Hayalleriyle yaşamlarının arasından derin yarıklar geçen talihsizler. Sevdikleri adamları iki sabun bi lif yıkayıveren huysuz ve tatlı kadınlar. Bir yazgı gibi yaşadıkları yalnızlıklarından çıkış yolları arayan garipler. Başkalarının hayatını yaşayan kalbi kırıklar… Figen Şakacı, Kesekli Tarla ‘da, köksüzlüğü, aidiyetsizliği, iletişimsizliği, hızla akıp giden zamanı, nefreti ve aşkı aynı potada eriten marazi ilişkileri, kendi ücralarında bir parça mutluluk arayan insanların öykülerini mizahla örülü hünerli kaleminden anlatıyor.”
AĞUSTOS LİSTESİ

Selim İleri, Everest Yayınları
” -Yaşlanıyordunuz: Tek bir Tanpınar yoktu, kaç kimliğe, kaç kişiliğe bürünmüştünüz! Göz kapaklarınız kurşun gibi ağır, kendinizden saklanıyordunuz.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın iç dünyasına -her cümlesi okurdan emek bekleyen- çetin bir yolculuk”

Nazlı Eray, Everest Yayınları
” -Gecenin kırkyama bohçasından dökülenler; geceye doğru insanları, rüyadan rüyaya uyananlar, bir kalp kasırgasında hayatı sorgulayanlar Kalbin Güneybatısı’nda buluşuyor.
Fantastik edebiyatın kraliçesi Nazlı Eray’dan kalbin içinde geçen bir fırtına-roman bu.”

Haruki Murakami, Doğan Kitap
” -Haruki Murakami’nin en sevilen romanlarından biri olan Dans Dans Dans’la gizemli bir dünyanın kapılarını açıyoruz. Ortadan kaybolan çekici bir kadın… Yalnızlığını anlamlandırma çabası içindeki bir adam… Sezgileri gelişmiş sıradışı küçük bir kız… Müzik… Ve kült Murakami romanlarından artık “tanışımız” olan Koyun Adam.
Bu dünya sandığımızdan daha kırılgan ve tekinsiz bir yer…”

Cemil Süleyman, İş Bankası Kültür Yayınları
“ -Anlıyor musun, kıskanıyorum. Bir deli gibi, bir çılgın gibi kıskanıyorum. Bu gözleri, beni deli eden, çıldırtan bu güzel gözleri, bu siyah gözleri kıskanıyorum… Onlarda bir başka hissin, bir başka hayalin gölgelerini görmek istemem. Onlarda yalnız ben yaşamak, yalnız ben ölmek isterim…
1911’de yayımlanan Siyah Gözler, âşık bir erkek tarafından sevilen ve ilişkide çok da etkin olmayan kadın kalıbını tersyüz eden bir anlatı.”

Richard Hughes, Jaguar Kitap
” -Yıkıcı bir fırtına sonrası aileleri tarafından Jamaika’dan İngiltere’ye gönderilen bir grup çocuğun geçirdiği fiziksel ve zihinsel dönüşümlerin izleri ve çocuk ruhunun derinliklerindeki ürpertici ve tuhaf boyutları…
Sancılı bir büyüme hikayesi, arka planında sömürgeciliğin en görkemli ve en acımasız dönemini, yani “zamanların en iyisini ve de en kötüsünü” mercek altına alıyor; bazen olayların tamamen içinden dolaysız bir tanıklıkla, bazen seren direğinden gözlemleyerek, bazen de okuyucuya âdeta teatral bir performans izleterek.”

Margaret Cavendish, Karakarga
” -Margaret Cavendish’in, genç bir kadının başka bir dünyaya yolculuğunu ve burada karşılaştığı ütopik toplulukla yaşadığı deneyimleri anlatan kitabı ilk kez okurla buluştuğunda tarihler 1666 yılını gösteriyordu. Feminist bir bakış açısıyla yazılmış ilk ütopya örneklerinden sayılan bu öncü metin, edebi bir eserde “paralel dünyalar” kavramıyla da ilk kez karşılaşmamızı sağlıyor.
Sıra dışı bir zihnin ürünü bu kitap, okurunu bugüne kadar bildiğimiz kurmaca dünyaların çok daha ötesine götürmeyi vadediyor.”

Kolektif, Bağlam Yayıncılık
” -Bu kitap, 19. yüzyılın kanonik metinleri arasında yer alan İntibah, Sergüzeşt, Zehra, Araba Sevdası, Mai ve Siyah’ı hem yazarların hem psikanalistlerin hem edebiyat tarihçilerinin bakışlarında yeniden tartışmaya bir kapı aralamayı amaçlıyor. Bu bağlamda yazarlar metinleri yeni baştan yazıyor.”

Neslihan Önderoğlu, Can Yayınları
” -İlişkilerdeki yalnızlıklar ve yalnızlıklardaki ilişkiler. Evliliklerde, işyerlerinde, ebeveyn-evlat ya da kardeş ilişkilerinde süregiden çatışmalar, rahat vermeyen dostluklar; çetin ıssızlıklar, münzevi haller…
Neslihan Önderoğlu bu öykülerde günümüz insanının en büyük çelişkisini anlatıyor.”

Taneli Kukkonen, VakıfBank Kültür Yayınları
” -On ikinci yüzyıl İslam dünyasının, modern Batı felsefesini de etkileyen önemli ismi Endülüslü İbn Tufeyl’in hayatını, onun en önemli eseri kabul edilen Hay bin Yakzân üzerinden anlatan bu dikkat çekici biyografi Magrib’in entelektüel hayatına özgün bir bakış sunuyor.
İslam fikir tarihi alanının önemli uzmanlarından biri olan Taneli Kukkonen, İbn Tufeyl’in yaşamını ve eserlerini ustalıkla incelerken, onun bir yandan tasavvufi ve siyasi bağlarını, bir yandan da Batı Müslümanlığının akılcılığını göz önüne seriyor.”

Nathan H. Lents, Metis Yayıncılık
” -Sık sık insan bedeninin ne kadar mucizevi olduğunu duyar, ona düzülen övgüleri dinleriz. Bedenimizin incelikli işleyişine dair kitaplar raflarımızı doldurur. Oysa bütün o harikulade yönleri bir yana, insan bedeninin milyonlarca yıllık evrim sürecinde ortaya çıkmış bariz kusurları da var. Amerikalı biliminsanı Nathan H. Lents işte bu kusurların hikâyesini anlatıyor.”
EYLÜL LİSTESİ

Murathan Mungan, Metis Yayıncılık
” -Birkaç yüzyıl önce bir İstanbul hamamına yerleştikten sonra, çeşitli hamamları gezerek günümüze kadar gelmiş, bir hamam cininin ağzından, İstanbul’un son birkaç, yüzyılını, yalnızca hamamdan görünen yanlarıyla dinlemek…
Hamamname, Murathan Mungan’ın uzun yıllardan beri tasarladığı bir gizli tarih romanı.”

Bodo Kırchhoff, Can Yayınları
” -Başa Gelen, kaçınılamayan şeyler üzerinde son sürat ilerleyen bir yol romanı. Geçerken karşılaştıklarımızı, yol boyu öğrendiklerimizi geçmişin yüklerini sırtlanmadan kucaklayıp kucaklamayacağımıza dair giderek buruklaşan bir tecrübe; mideye sessiz sedasız oturan bir yumruk, hayatın bir darbesi. Aslında: Kalp kırıklığı.”

Leonora Carrington, Everest Yayınları
” -İngiliz asıllı Meksikalı sürrealist sanatçı Leonora Carrington’ın başyapıtı Sırdaş Trompet, belki yalnızca Alice Harikalar Diyarında ile kıyaslanabilecek sıradışı bir metin. Olağanüstü bir hayal gücü ve çekicilikle bezeli Sırdaş Trompet, 92 yaşındaki Marian Leatherby’nin kendisini içinde bulduğu bir macerayı anlatıyor.”

Zygmunt Bauman, Tellekt
” -Iskarta Hayatlar’da, modernite ve küreselleşmenin dönüşümünü, çağdaş kültürümüz ve politika üzerindeki etkisini ortaya koyan Bauman; “insane atığı” ile başa çıkma sorununun iktidar stratejilerinden insan ilişkilerinin en samimi yönlerine kadar ortak yaşamımızın şaşırtıcı özelliklerini anlamak için bir anahtar sağladığını gösteriyor.”

Frantz Fanon, Metis Yayıncılık
” -Tetikte bekleyen bir bilinç ile şiirsel bir dili birleştiren bu etkileyici metin ırkçılık, sömürgecilik ve “İnsan” üstüne düşünmek isteyenler için…”

James Bridle, Metis Yayıncılık
” -Teknolojinin geçtiğimiz yüzyılda yakaladığı ivme gezegenimizi, yaşadığımız toplumları ve bizleri hızla dönüştürdü, ama bunlara dair kavrayışımızı dönüştüremedi. Bugün teknolojik sistemlere öylesine gömülmüş haldeyiz ki pratiğimizi de düşünce tarzımızı da onlar şekillendiriyor artık. Ne bu sistemlerin dışında durabiliyoruz, ne de onlarsız düşünebiliyoruz. Kısacası neyi, nasıl bildiğimiz ve bilemediğimiz hakkında Yeni Karanlık Çağ.”

Nina Edwards, Yapı Kredi Yayınları
” -Nina Edwards, karanlığı hem maddi bir özellik hem kültürel bir imge olarak irdelerken, görüş yetisi, körlük, bilinç, rüya, karanlık korkusu ve gece körlüğü temalarından, alacakaranlık, sis, gün ağarması gibi ara durumlardan, yani karartma ve aydınlığa kavuşturma noktalarından ya da anlarından hareket ediyor. Gotik romanların zindanlarından Kuzey polisiyelerinin beton sığınaklarına kadar bizi çağlar boyunca dolaştırarak, insanlığın önce ateşi denetim altına alma yoluyla karanlığı dizginleyip bastırma, daha sonra dünyayı elektrikle aydınlatma girişimlerinin bütün dönemeçlerini sorguluyor. Karanlık fikrinin sanata, edebiyata, dine ve gündelik dilimize nasıl sindiğini araştırıyor. Sonuçta, ister değişken bir kavram ister somut bir maddi varlık şeklinde olsun, karanlığın hayal gücümüzü nasıl beslediğini ortaya koyuyor.”

Mahmut Yesari, Koç Üniversitesi Yayınları
” -Sırrı Sezai ve Muammer Sacit, saplandıkları borç batağından kurtulmaya çalışan iki mirasyedi. Çıkış yollarındaki en büyük engelse zengin, fakir ayırt etmeksizin insanların kanını emen Tefeci İzidor Barzilay…
Mahmut Yesari’nin 1928 yılında Milliyet gazetesinde tefrika edilen romanı 92 yıl sonra ilk kez günümüz okurlarıyla buluşuyor.”

Salah Birsel, Sel Yayınları
” -Deneme türünün en malumatfuruş ve kıvrak kalemlerinden Salâh Birsel, 1001 Gece Denemeleri’nin Halley Kimi Kurtarır adlı beşinci cildinde edebiyatın tasını çatlatırcasına dedikodu kazanını kaynatıyor. Yedi cihandan topladığı anekdotları tek bir kitapta muhabbetle buluşturuyor; Camus’den Pavese’ye, Necatigil’den Gürpınar’a, Naîmâ’dan Cevdet Paşa’ya, Malraux’dan Apollinaire’e, Şinasi’den Tepeyran’a, andığı her şahsiyet, tarihe not düştüğü her anıyla dadanmadık dönem, arşınlamadık coğrafya bırakmıyor.”

Ayfer Tunç, Can Yayınları
” -Uzun bir döneme yayılan eşsiz kurgusuyla edebiyatımızın en görkemli eserlerinden biri olmaya aday Osman, müzik stüdyolarından, araba galerilerinden, marinalardan geçip kapak kızlarının sert gerçekliğine çarpan… bir hafriyat kamyonunun gece yarısı yapayalnız bir adama çarptığı gibi çarpan bir hikâye.
Her şey olmak isterken hiçbir şey olamayan, gün gün, adım adım hem servetini hem kendini tüketen bir adamın, Osman’ın hikâyesi…”
EKİM LİSTESİ

Roald Dahl, İnka
” -Londra… Trafalgar Meydanı… Charing Cross Yolu… Bir sahaf dükkânı ve iki “tuhaf” insan; dükkân sahibi William Buggage ve yardımcısı Bayan Tottle. Tuhaflar, çünkü ikisi de kitap satışıyla ilgilenmek yerine her gün bir yandan gazetelerde çıkan ölüm ilanlarını okuyor, bir yandan da en sevdikleri kitabı, Kim Kimdir’i karıştırıyorlar. Niçin?
Sahaf, soyluların, milyonerlerin, kahramanların ve saygın din adamlarının başrolde olduğu; akıl ve zekâ, erdem ve sapkınlık, fayda ve ilke karşıtlıkları üzerine “tuhaf” ve çarpıcı bir hikâye…
Türkçede ilk kez yayınlanan Sahaf, Roald Dahl’ın en parlak hikâyelerinden biridir ve ilk olarak 1987 yılında yayınlanmıştır. Dahl’ın tüm eserlerinde olduğu gibi, bu hikâyenin sonunda da sizi büyük bir sürpriz bekliyor!”

Theodore B. Leinwand, Karakarga
” -Usta William, yedi ünlü yazarın (Virginia Woolf, John Keats, Charles Olson, John Berryman, Allen Ginsberg, Samuel Taylor Coleridge ve Ted Hughes) Shakespeare’in eserlerini okurken onunla nasıl boğuştuklarının araştırmasını yapıyor. Olağanüstü entelektüel ve duygusal karşılaşmaları gözler önüne seren kitap, yazarların derkenarlarını, mektuplarını, günlüklerini ve okurken aldıkları notları bir araya getiriyor.”

Mark Twain, İthaki Yayınları
” -William Faulkner tarafından, “Amerikan edebiyatının babası” olarak tanımlanan, adına mizah ödülleri verilen Mark Twain,on dokuzuncu yüzyılda, Amerika’da yaşayan bir mühendis, başına aldığı bir darbeden sonra Kral Arthur’un hükmü altındaki altıncı yüzyıl İngiltere’sine ışınlanır. Zamanın ötesindeki bilgileriyle Camelot’u çabucak etkisi altına alan mühendis Hank Morgan, önce büyücü Merlin’e, sonra da Kilise’ye karşı büyük bir mücadeleye atılacaktır. Zaman yolculuğu temasını kullanan ilk eserlerden de olan Kral Arthur’un Sarayında Connecticut’lı Bir Yankee, demokrasiye ve teknolojik gelişime dair kuvvetli bir hiciv.”

Halid Halife, Delidolu
” -Arapça edebiyatın güçlü temsilcilerinden Halid Halife, Bu Şehrin Mutfaklarında Bıçak Yok kitabıyla politik, dinî ve cinsel zorbalığın gölgesi altında yaşayan Suriyeli bir ailenin üç nesle yayılan, ”utanç” duygusuyla kuşatılmış hikâyesini anlatıyor.
Türkiyeli okurların ilk kez okuma fırsatı bulacakları Halife’nin, 2013 Necib Mahfuz Kitap Ödülü’ne değer görülen romanı, yanı başımızdaki komşu bir ülkenin pek de bilmediğimiz tarihine ve siyasi dalgalanmalarına dair geniş bir vizyon sunuyor.”

Fazlı Necip, İş Bankası Kültür Yayınları
” -2. Meşrutiyet sonrası kaleme alınan Menfi, bir aile dramıyla dönemin siyasi olaylarının iç içe işlendiği, istibdat atmosferini ve Meşrutiyet’e giden süreci konu alan ilk siyasi romanlardandır. Fazlı Necip, Menfi’de bir yandan dönem romanlarının popüler karakteri olan alafranga ve şık bir gencin nasıl siyasi bir suçluya dönüştürülüp sürgüne gönderildiğini anlatmakta, öte yandan okuru dönemin İstanbul ve Selanik sokaklarında dolaştırarak bu şehirlerdeki kültürel ve gündelik yaşama dair bilgiler vermektedir.”

Ella Ferrante, Everest Yayınları
” -Napoli tepelerinde ayrıcalıklı bir çocukluk geçiren Giovanna, günün birinde babasının onu kötü şöhrete sahip, yıllardır görüşmediği kardeşine, Vittoria Hala’ya benzettiğini işitir. Bu beklenmedik bağlantıdan rahatsızlık hisseden genç kız, ailesinin geçmişini araştırmaya koyulur. Şehrin yoksul mahallelerinden birinde yaşayan halasını aramaya çıkar ve anne babasına duyduğu güven ve sevgi sarsılır…
Yetişkinlerin Yalan Hayatı, Ferrante tutkunlarının tadını iyi bildikleri yeni bir haz eşiği, yeni bir hikâye.”

T. Abdi, Karakarga
” -1873 Sergüzeşt-i Kalyopi (Kalyopi’nin Macerası) ilk yerli roman olarak kabul edilen Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’tan iki yıl önce, ilk macera romanı olarak kabul edilen Hasan Mellah’tan ise bir yıl önce basılmış bir macera romanı olma özelliği taşıyor. Bir Rum kızı olan Kalyopi’nin 1400’ler İstanbul’unda başlayan ve ülkelere, denizlere, adalara yayılan macerası sadeleştirilmiş ve orijinal metnin tenkitli basımıyla bir arada bu kitapta.”

Jonathan Conlin, Mundi
” -1869’da İstanbul’un Üsküdar semtinde doğan Kalust Gülbenkyan, 86 yaşında öldüğünde dünyanın en zengin adamıydı. Ortadoğu petrolündeki kişisel payı nedeniyle “Bay Yüzde Beş” olarak nam salmıştı. Kartellerle gizemli çıkar ilişkilerini gizli tutarak petrol barolarını ve hükümetleri tarafsızlığına ikna eden Gülbenkyan, yarım yüzyıl boyunca üst düzey petrol anlaşmalarına simsarlık yaparak büyük bir servet elde etmişti.
Kalust Gülbenkyan’ın özel hayatı da en az iş hayatı kadar çetrefilliydi. En yüksek ahlaki değerlerde ısrar ederken eşinin cazibesini kendi çıkarı için kullanmaktan çekinmezdi. Gençliğinde aktrisler ve revü kızlarına eşlik ettiği lüks bir hayat sürdü, ilerleyen yaşlarında da birçok kadınla birlikte oldu. Bu esnada Stalin’in ona Hermitage Müzesi’nden sattığı Rembrandt’ları da içeren muhteşem bir sanat koleksiyonu oluşturdu. Gülbenkyan’ın adı bugün de servetini ve müthiş sanat koleksiyonunu bağışladığı Lizbon’daki Gülbenkyan Vakfı’yla anılıyor.
Gülbenkyan Vakfı arşivlerine ilk defa tam erişim sağlanarak yazılan Bay Yüzde Beş, modern petrol sanayisini şekillendiren Kalust Gülbenkyan’ın karmaşık ve çok yönlü yaşamının heyecan verici hikâyesini gün yüzüne çıkarıyor.”

François Hartog, İş Bankası Kültür Yayınları
” -Günümüzü anlamaya ve siyasal bir gelecek tahayyül etmeye çalışırken, geçmişle paralellikler kurar, kimi zaman da ideal tipler inşa ederiz. Antikçağ’ın bilgeleri Eskiler ve Yeni Dünya’nın yerlileri Yabanıllar bu tiplerden ikisidir örneğin…
Düşünceler tarihi disiplininin önde gelen isimlerinden François Hartog bu kitabında, “modernlerin” ise gelecek tahayyülleri ekseninde geçmişi nasıl kurgulayıp ondan ne şekilde yararlandıklarını sorguluyor.”

İsmail Gezgin, Redingot Yayınları
” -İçinde yaşadığımız, baştan sona dille ve dilde inşa edilmiş bir Homo sapiens dünyasıdır. Senaryosunu kendi yazdığı bir yaşamı ölmek istemeden yaşayıp ölen insan, hem yaşamına hem de katlanamadığı ölüme anlam yükleme çabasıyla dilin ipine sarılarak kendini anlatıların kör kuyularına bırakmıştır. Belki de bu yüzden Homo sapiens bir Homo narrans’tır yani hikâye anlatan insandır.
İnsan niçin hikâye anlatır? sorusunun binlerce yıllık izini süren bu kitap, mitler ve masallar eşliğinde okuyucuyu heyecanlı bir yolculuğa çıkarıyor.”