OCAK LİSTESİ 2021

Tünde Farrand, Timaş Yayınları

” – 2050 yılında, Londra’da son 50 yılın sosyo-ekonomik krizi sona erdi, tüketicilik hareketi zirvede. Şehrin dışındaki toprağın mülkiyeti, küçük bir elit kesimin korumasında. Nüfusun geri kalanıysa ‘İkamet Hakkı’ kazanmak için daha fazla harcamak ve tüketmek zorunda. Yaşlanma hakkı lağvedildi, artık emekli olmak yerine bir GururEvi’nde huzur içinde ötanaziyi bekleyebileceğiniz radikal yeni bir yaklaşım var.

Mimar Philip kaybolduğunda, karısı Alice evini ve statüsünü kaybetme riskiyle karşı karşıya kalıyor ve içinde büyüdüğü toplumu sorgulamaya başlıyor. Philip’i ararken ailesinin kaderi ve yeni sosyal düzenin ardındaki gerçekle ilgili bazı korkunç gerçeklerle yüzleşmek, yolun sadece başlangıcı… Londra’da geçen amansız bir distopyaya hazır mısınız?”

Ece Temelkuran, Everest Yayınları

” -Yaşamaya devam edebilmek için bizden çalınan güzelliği hatırlatmak ve bizden sonraya kuğuların kanatlarında uçurmak gerek.

Dilsiz Kuğular Zamanı, kısacası iyi ve güzel olanı önceden sonraya iletmek için yazılmış 1980’lerden günümüze akan bir devir romanı.”

Kolektif, Ketebe Yayınları

” -Derdi yol ve yolda olmak olan bu görkemli okuma yolculuğuna hazır mısınız?

Aykut Ertuğrul’un yayına hazırladığı Seyyahlar ve Kâşifler Kitabı; insanlık tarihinin en namlı seyyah ve kâşiflerini hikâyelerle selamlamayı amaçlıyor. Bu selam, artık geri gelmeyecek günlere, serüvenlere, efsanevi yolculara yakılmış içli bir ağıt olarak düşünülebilir. Ama, pekâlâ bir davet olarak da! Çünkü hikâyeler, bizim için hâlâ kahramanları çağırmanın aklımıza gelen en güzel yollarından biri.”

James F. Cooper, Ketebe Yayınları

” -Bir cep mendili insana bir toplumla ilgili ne söyleyebilir? Düşününce her şeyi… Cooper’ın anlattığı cep mendili de hammaddesinin toplandığı araziden üreticilerine, üstündeki emeğin sahiplerine, satışa sunulduğu mecraya, kullanıcılarına ve kullanıcılarının arasındaki ilişkiye kadar okuruna bütün bir Amerikan coğrafyasını ve toplumunu anlatıyor. Üstelik bunu bizzat yapıyor. Okur eşsiz hikayeyi, edebiyat tarihinde ilk kez, gerçekten de bir cep mendilinden dinliyor.”

Arzu Birol, İnkılap Kitabevi

” -Albay Algor, Havtor gezegeninden insanını bulmak üzere Dünya’ya gönderilir. Kendini kahverengi küçük bir köpek bedeniyle Şişli Cami’nin avlusunda bulur… İnsanını bulana kadar geçecek olan süre tam bir serüvenler silsilesidir.

Bobby Brown’un Olağan ve Üstü Öyküsü, fantastik kurgusuyla dikkat çeken bir ilk roman.”

Aylin Balboa, İletişim Yayıncılık

” -Rüyalarında küçücük, rüyalarında kocaman bir havuzda boğulanlar. Gidip de dönmeyen, yeri doldurulamayanlar. Sadece acısını hafifletebilmek için çırpınanlar. Yollara koyulup yüreklerindeki ateşi söndürmek isteyenler. Kütle halindeki ölümler… Ve kargalar, kara suratları ve katran kanatlarıyla gerçekten çoktular.

Ateş Sönene Kadar, bazen boğazda bir düğüm, bazen de manyakça bir kahkaha. Aylin Balboa’dan, o kendine özgü bıçkın ve muzip anlatımıyla!”

George Orwell, Can Yayınları

”Savaşa dair izlenimlerini bir gazete için kaleme alma düşüncesiyle 1936 sonunda Barcelona’ya gelen Orwell, General Franco’nun zulmüne karşı bir araya gelen İspanyolların ve dünya vatandaşlarının arasına katılır. Cumhuriyetçilerin yanında Aragón Cephesi’nde savaşır, Barcelona’da mayıs olaylarına bizzat şahit olur ve Huesca’da yaralanana kadar siperlerden ayrılmaz. Oysa bütün savaşlarda hep aynı şey olur; askerler savaşır, gazeteciler şamata koparır; o milliyetçi nutuklar atanların hiçbiri kısacık propaganda gezileri dışında cephedeki siperlerin yanından bile geçmez.

1984’te ve Hayvan Çiftliği’nde totaliter rejimlerin ve tek adamların çorak dünyasını hikâye eden Orwell, vicdanının, entelektüel ve siyasi düşüncesinin şekillendiği bir dönemi, cesaretinin ilhamıyla anlatıyor.

Selam Olsun Katalonya’ya, 20. yüzyılın seyrini değiştirmiş olsa da neredeyse tamamen unutulmuş bir savaşa ve modern siyasete dair eşi olmayan bir belge.”

Johannes Anyuru, Profil Kitap

” -2017 yılı En İyi Kurgu Ödülü alan Uganda asıllı İsveçli yazar Johannes Anyuru, spekülatif kurgunun yaratıcılığının, günümüzün sert politik gerçekleriyle birleştiği cesur bir anlatıyla okuru kalbinden vurmayı başarıyor.

Annelerinin Gözyaşlarında Boğulacaklar, Guantanamo’da ve Ebu Gureyb Cezaevi’nde yapılan işkencelerin, Charlie Hebdo Saldırısı’nın ve göçmen karşıtı histerinin yankılarını işliyor.”

Özen Yula, Doğan Kitap

” -Özen Yula’dan yeni bir memlekete ve kuşağa on iki yıldan sonra yeni bir roman.

Gerçekten her insan görünmeyen bağlarla bağlı mıdır birbirine?

Milliyetçi rapçisinden muhafazakâr baristasına, dilencisinden yaşam koçuna, sabah programları starından sözlük yazarlarına kadar farklı insanların birbirine bağlanan maceraları. Hırsları, açgözlülükleri, tamahkârlıkları ve bastırılmış hınçları eşliğinde günümüz Türkiye’sinin insan portreleri ve içinde bulundukları, uçlarda yaşanan duygu durumlarıyla tanışacağız. Yeni bir solukla, bu kez, İstanbul’u Her Zerre Kara diyerek arşınlayacağız. ”

Derya Bengi, Erdir Zat, Yapı Kredi Yayınları

” -Yapı Kredi Yayınları üç ciltte tamamlanacak 100. Yılında Cumhuriyet’in Popüler Kültür Haritası’nın 1923-1950 yıllarını kapsayan ilk cildini yayımladı. Serinin üçüncü cildi Cumhuriyet’in 100. yılında çıkacak. Derya Bengi ve Erdir Zat’ın ortak kaleme aldığı kitapta Erken Cumhuriyet Dönemi’nin birikimi A’dan Z’ye 250 başlıkla bir resmigeçit yapıyor.

“Her Savaştan Bir Yara”, kısaca erken Cumhuriyet’ten, tek parti döneminden, Atatürk’lü, İnönü’lü yıllardan hikâyelerle, hatıralarla yoğruluyor. Toplumsal yaşamda nelerin, nasıl, neden, ne hızla değiştiğini, popüler kültürün, şimdiki zaman folklorunun parmak izlerinden saptayıp ölçmeye çalışırken, bu toplumun zümre ve fertlerini, –1927 nüfus sayımına göre– 13 milyonluk nüfusu, imparatorluktan ulus devlete, Hilafet’ten Cumhuriyet’e geçen genç bir ülkenin, ama aynı zamanda “20. yüzyıl ülkesi”nin vatandaşları olarak ele alıyor.”

2020 KATALOG

Kuşkusuz ardına bile dönüp bakmaya tahammülümüzün kalmadığı bir yıl sona erdi. Tüm dünyada korkunç bir salgın, yeri geldi bizi evlere hapsetti yeri geldi bir başka örneğine rastlanmayacak şeylere şahit tuttu. Her şeyden önemlisi, kendini ‘yeni normal’e adapte etti. Özellikle ikinci dalga haberlerinden sonra, biz mi yoksa o mu kazandı bu süreçte demeyeceğim çünkü herkes biraz biraz yara aldı. Ama haliyle yaşam devam ediyor, etmek zorunda. Çünkü bir anlamda hayat memat meselesi…

Vitrinn, bu zor süreçte edebiyat mecrasını seyreyledi. Her ay, Türkiye’de zor günlerden geçmelerine rağmen okurlarına kitap sunmayı bir görev addeden yayıncıların elinden çıkan 10 kitabı özenle seçip paylaştı.

Malum, yılın son günleri, günlerin tortusunu küremek adına hemen her kültürel mecranın yaptığı gibi bir değerlendirme haftası demek. O halde, bu mecraya da 2020 yılına en iyi 20 kitap ile veda etmek yakışır. Vitrinn, sizin için yılın şu son günlerinde, kendini okuruna hatırlatan, adından sıkça söz ettiren yirmi deli derviş işi eseri bir katalogda topladı. Daha fazlası için eserlerin üzerine tıklamanız yeterli olacak.

Not: 2020 Edebi Eserler Kataloğu, sıralama olmaksızın listelenmiştir.

ARALIK LİSTESİ

Haruki Murakami, Doğan Kitap

” – Pinball makinesi sizi bir yere götürmez. Olsa olsa en fazla replay ışığı yanar. Replay, replay, replay…

Haruki Murakami’nin yazdığı ikinci roman olan Pinball 1973, yazarın kült romanlarında karşımıza çıkan temaların tohumlarını atan hikâyelere götürüyor bizi. Kız arkadaşı genç yaşta ölen kahramanımız, gençliğinde saatler, günler boyunca oynadığı pinball makinesinin peşine düşüyor. Murakami’nin sonraki romanlarında yeniden karşımıza çıkacak olan Fare, anlamsızlıkla savaşıyor, aşkın sınırlarını keşfediyor.”

Anna Fifield, Potink Kitap

” -Despotik Kim saltanatı, daha en başından beri ülkeyi adeta orta çağ kurallarıyla yönetmişti, o yüzden çok az insan İsviçre’de eğitim gören basketbol fanatiği deneyimsiz ve sağlıksız gencin yıllar önce çökmüş olması gereken bir ülkeyi ayağa kaldırabileceğini düşünüyordu. Ama Kim Jong Un, sadece başa geçmekle kalmadı; Donald Trump’la birlikte sergiledikleri dünyanın en tuhaf diplomatik arkadaşlığı sayesinde daha da güçlendi.

Şüpheci ama aynı zamanda yetkin iç görüleriyle Fifield, kapalı olmasına rağmen uluslararası bağlarını koparmayan, dahası çökmüş ekonomisine rağmen nükleer silahlar geliştiren dünyanın en acayip ve gizli kapaklı rejimiyle ülkeyi yönetirken, kendine Sevgili ve Sayın Lider unvanı veren Kim Jong Un’un çarpıcı bir portresini çiziyor.”

Mark Fisher, Habitus Kitap

” -Son dönemin ivme kazanan büyülü aydınlarından Fisher, tahakkümünü sürdüren günümüz kaptalizminin dijital çehresini, Depresyon, Hauntoloji ve Kayıp Gelecekler Üzerine derlediği yazılarında çiziyor. Bu zamanların hastalığını, politika ile içi içe geçmiş yaşamı titizlikle işliyor.

Hayatımın Hayaletleri, Modernistlerin ve geleceği kaçıran herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap. Bob Stanley”

Olga Tokarczuk, Timaş Yayınları

” -Dört melek tarafından korunan Kadimzamanlar, evrenin kalbidir. Burada zaman farklı akar. Bu ne hükümetlerin, ne generallerin ne de başkanların tarihidir. Kadimzamanlar’ın her sakini kendi zamanının hikâyesini yazar.

Dünya edebiyatının önde gelen seslerinden, Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Olga Tokarczuk, Kadimzamanlar ve Diğer Vakitler’de dünyanın bir mikrokozmosu olarak irdelenen bu mitsel Polonya kasabasından kesitler sunuyor; 1914’ten 1980’e kadar insanlığın değişimini, Kadimzamanlar’da yaşayan üç neslin arketip fertleri üzerinden anlatıyor. İki savaş arasındaki çöküşü, masalsı olduğu kadar vurucu bir tonda resmederek okuru varlık, hiçlik, zaman, modernite, fanilik üzerine düşünmeye çağırıyor.”

Jack London, İthaki Yayınları

” -Rüyalarında ilkel bir hayat yaşadığını gören genç bir Amerikalı evrim teorisi ve ırk hafızası gibi fikirlerle tanıştıktan sonra durumun farkına varır. Yüzyıllar öncesinde yaşayan atalarından birinin, Kocadiş’in anılarını hatırlıyordur. Orta Pleistosen döneminde Kocadiş, evrimin sonraki aşamasına ilerleyen Ateş İnsanları ve bir önceki halkasında olan Ağaç İnsanları dışında ayrı bir topluluktadır. İki ayrı tarihi kuvvetin arasında kalmış gibi görünen bu kavimde, Kocadiş, Sarkıkkulak gibi dostlar da edinecektir, Kızılgöz gibi düşmanlar da.

Amerikan ve dünya edebiyatının bilinen yazarlarından Jack London’ın Everybody’s Magazine’de 1906 yılından 1907’ye kadar tefrika halinde yayımlanan, bilimkurgu türüne yakın bir alanda dolaştığı romanlarından olan Adem’den Önce herkesin gördüğü, bir anda boşluğa düşüp uyanılan rüyalardan yola çıkıyor.”

Y. Emre Özsaray, İz Yayıncılık

” -Kaybolan gölgelerin peşi sıra giden hayatlar ve o hayatların öyküleri…

İnsanın kaybettiği bazı şeyler koca bir noksan olarak kalır; ne öteye gider ne beriye. Ne yere sığar ne de göğe. Noksanlar kaybolan gölgelerimizin peşinden koşuyor, onları hiç olmadık yerlerden çıkarıp bizimle buluşturuyor.”

Birgül Oğuz, Metis Yayınları

” -Şimdi ormanda bir patikada dalgın yürürken aniden ağaçların, boyumu aşan yabani otların arasına dalıp koşmaya başlamışım gibi hissediyordum. Tren hızlandıkça bir sevinç dalgası yükseliyordu içimde. Ama her an daha da kararan bir ormanda dikenli bitkilerin, böceklerin, gececillerin arasına fütursuz dalışımın ödeyemeyeceğim bir bedeli olduğu duygusuna da kapılıyordum. Davranışımın kaynağına belirsiz bir gelecekte varacağımı seziyordum.

Bir yas kitabı Hah ile edebiyat dünyasına sağlam bir giriş yapan ödüllü yazar Birgül Oğuz, kendine has büyülü üslubuyla İstasyon’da arkadaşlık ve yalnızlık temalı bir novella sunuyor.”

S. Nüzhet Gerçek, Karakarga Yayınları

” -Evvela benim deli olmadığıma emin olmalısınız. Akıl sağlığım tamamen yerindedir. Hiçbir hastalığım yok ama ihtiyarım. Ah gücünü tüketmenin en üstünde olan bir ihtiyar, bütün ihtiyarların ihtiyarlığından daha fazla ihtiyar…

Selim Nüzhet Gerçek’in Claude Farrère’in La Maison Des Hommes Vivants eserinden uyarladığı bu eser, edebiyatımızın nereyse hiç anılmayan kayıp bir eseri. İleri gazetesinde tefrika edildikten sonra 1922 senesinde basılan Canvermezler Tekkesi, edebiyatımızda korku türünde yeni bir keşif. Bu eserin basımına değin bu olağandışılıkta ve bu kadar net biçimde gotik unsurlar içeren bir Türkçe roman olmamıştı. Kısacası bu kitap, özelliğiyle ilk Türkçe gotik roman tamlamasını fazlasıyla hakediyor.”

Handan Acar Yıldız, Hece Yayınları

” -Kahramanlarının büyük çoğunluğu kadınların oluşturduğu romanda yazar, bir yanıyla modern bir yanıyla da distopya anlatılarına yaslanırken mitlerden, kutsal metinlerden, felsefi söylencelerden izler taşıyan öyküleriyle adeta insanın kaybolan kederlerinin bir müzesini inşa eder.

Daha önce “Ağır Boşluk” ve “İnatçı Leke” adlı iki başarılı öykü kitabının ardından yazar şimdi de özenli bir çalışmayla “Kaybolmuş Kaderler Müzesi” adlı romanını okurlarına sunuyor.”

Bala Atabek, İnkılap Kitabevi

” -Hümeyra nedense unutuverdi bir anlığına çorbayı, kabı kacağı, ne olacaksa dedi verirsem elimi, ömrümün sonuna kadar bekleyecek miyim iki kıvırmak için belimi? 

Bala Atabek dördüncü kitabı En Sevdiğim Şarkı’da, okurları kulaklarda müziğin tınısıyla kent hikâyelerinin peşinden sürüklüyor. Onun yalın öyküleri, sanki balkondan şarkı duymak için dışarı kulak vermeye benziyor. Yazar, sade ve akıcı bir dille olanı olduğu gibi anlatıyor.”

KASIM LİSTESİ

Casper Handerson, Metis Yayıncılık

” -Çağımızda artık ejderhaların, Zümrüdüanka kuşunun ya da tek boynuzlu atların gerçekte var olmadıklarını biliyoruz. Peki ama var olan bazı hayvanların da en az onlar kadar ilginç ve büyüleyici olduklarını biliyor muyuz?

Borges’in Düşsel Varlıklar Kitabı’ndan ve ortaçağ hayvannamelerinden esinlenen bu kitapta Caspar Henderson, evrimin yaratıcılığının insanın hayal gücünden hiç de aşağı kalmadığını gözler önüne seriyor. Sevimli yüzüyle aksolotldan tehditkâr görünümüyle dikenli moloka, dayanıklı su ayısından yanardöner Venüs kuşağına birçok sıradışı hayvanı daha yakından tanımamıza, aşina olduğumuz bazı hayvanların ise bir o kadar sıradışı özelliklerini keşfetmemize imkân sağlıyor.”

Janet Abu-Lughod, VakıfBank Kültür Yayınları

” -Ünlü Amerikalı tarihçi ve sosyolog Janet Abu-Lughod’un Immanuel Wallerstein’in “Dünya Sistemleri Teorisi”ni yeniden yorumladığı ezber bozan bu çalışması, verili kabullerin aksine, modern dünya ekonomisinin kökenlerinin 16. yüzyıla değil, 13. yüzyıla dayandığını öne sürüyor.

Yazar, 1250-1350 Yılları Arasında geliştirdiği Dünya Sistemi ile okurlarına ortaçağ Avrasya’sının birbirine bağlı dehlizlerinde kaybolmadan, Avrupa’nın Brugge ve Venedik gibi liman şehirlerinden Horasan ve Moğolistan’a, Hint altkıtası ve Çin’den Bağdat ve Kahire’ye ustalıkla gezdiren, incelikle örülmüş detaylarla dolu bir macera vaadediyor.”

Bernardine Evaristo, Doğan Kitap

” -Lezbiyen tiyatrocu Amma, Barbados’tan İngiltere’ye göç eden “mutsuz gelin” Winsome, ne kadın-ne erkek Morgan, kendisini Siyahların eğitimine adamış idealist Shirley… Çoğunluğu siyah kadınlardan oluşan on iki karakterin, aşk, erkekler, kadınlar, feminizm, cinsiyet, göçmenlik, ırk ayrımı, sınıf, kültürel çatışma, çok kültürlülük etrafında şekillenen ve kuşaklar boyunca birbirine bağlanan hikâyeleri, Evaristo’nun dilinde karnavalesk bir romana dönüşüyor.

Evaristo, çoğu zaman bildiğimizi sandığımız dünyanın bilmediğimiz tarihini anlattığı Kız Kadın Öteki kitabıyla 2019 yılında dünyanın en saygın edebiyat ödüllerinden olan Man Booker Ödülü’ne layık görüldü.”

Murat Nedim, Karakarga Yayınları

” -Harari, Yeni Dünya’yı nasıl görüyor?
Onu bu kadar popüler kılan ne? 
Geleneksel bir tarihçi mi yoksa veri analisti mi?
Meslektaşları tarafından hangi eleştirileri aldı, neyle suçlandı, eleştirilere neden cevap vermiyor?

Murat Nedim, şüphesiz çağımızın en çok tartışılan tarihçisini ve yine en çok tartışılan meseleleri onu anlayarayak çözebileceğimiz konusunda okura bir harita çiziyor. Varolan sorunlara bir de onun bakış açısından bakmayı, sorgulamayı denerken tarihçinin bir genç adam olarak portresini çıkarıyor adeta.”

Cem Akaş, Can Yayınları

” -Bellek hangi anıları saklar, nasıl saklar, saklarken nasıl değiştirir? İnsan kendi hayatını nasıl hatırlar, hangi anıları unutmaz? Güvenirliği şüpheli bir yığının içinde hangi anlar neden parlar?

Cem Akaş, Zamanın En Kısa Hali’nde aşkı akışkan cinsel kimlik, akışkan cinsellik ve sanat dünyasının halleri üzerine kurarken hikayesinin merkezine yerleştirdiği anne-kız ilişkisini okura olabilecek en etkileyici, benzersiz ve okurun unutmayacağı sahneler içeren bir şekilde anlatıyor.”

Banu Özyürek, Everest Yayınları

” -Günlük hayatın sıradan olayları karşısında ne yapacağını bilemeyen, adeta dünyayla arasında kurduğu köprüleri her defasında yıkan kadınların hikayesi bu.

Özyürek, yıkılan, yaralanan her geçen saat, gün karşısında tek derdi günü bitirmek olan Semra’yı edebiyatımızda yeni bir yer işgal edecek öyküleri de bu ilk kitabında -yeniden- okurlarıyla paylaşıyor. “

Behçet Çelik, İletişim Yayıncılık

” -Behçet Çelik, bu kitapta yalnızlığıyla baş etmeye çalışanların, uzaktan uzağa âşık olup düş kuranların, kendinden bir nebze uzaklaşmak isteyenlerin, yaşamın çıldırtan tekdüzeliğinden bunalanların, işsizliğin ve belirsiz geleceğin yarattığı boşlukta kaybolanların, dost sohbetlerindeki samimiyeti arayanların hikâyelerine kâh ince bir keder kâh ince bir ironi içeren üslubuyla hayat veriyor.

İlk iki öykü kitabının bir araya getirilmesiyle oluşan bu kitap, böylece, Behçet Çelik edebiyatını sıfırdan oluşturan okurları için külliyata bir yenisini sunuyor.”

Edward Abbey, Sel Yayıncılık

” – Dünyayı betona gömen anlayışa, Amerika’nın çığ gibi büyüyen eko faşizmine karşı belki de maden şirketlerinin, yol çalışmalarının, köprülerin, reklam tabelalarının, devasa barajların ve her tür endüstriyel saldırganlığın dibini dinamitlemek hiç yoktan süregelen yıkımı durdurmaya bir adım atmak anlamına gelmez mi?

Doğa ve yaşam savunusunu bütün eserlerinin ana teması haline getiren, tabiata yürekten bağlı Edward Abbey’in, 1970’lerde yükselişe geçen çevre mücadelesine ilham ve selam vermeyi de ihmal etmeden kaleme aldığı Sabotaj Çetesi; bu gidişata şiddet yoluyla dur diyecek dört uçarı doğa âşığını ve kurdukları gizli bir eko-direniş örgütünü kendine has üslubuyla anlatıyor.”

Witold Gombrowicz, Yapı Kredi Yayınları

” -Milan Kundera’nın –Yüzyılımızın en büyük roman yazarlarından biri- olarak nitelendirdiği Gombrowicz’in bu eseri, magnum opusu sayılan Günlük’ünün eksik parçası olarak ölümünden ancak 44 yıl sonra ilk kez Lehçe basıldı.

Bir nevi belge-kitap Kronos da yazar, 2. Dünya Savaşı başlamadan hemen önce gittiği Arjantin’de yüzleştiği sağlık sorunları, cinsel yaşamı, finansal meselelere ilgisi, yazınsal ün savaşımı gibi durumları öte yandan cafe’ler, başka coğrafyalar, iklimler, yazarlarla ve yayıncılarla ilişkiler, anlaşmalar, dostluklar, tartışmalar, polemikler, mevsimler, kitaplar, plaklar gibi hayatın kaydını tuttu.

Leh edebiyatının klasiklerinden sayılan Kronos, yazara saygı niteliğinde, meraklı okurlarıyla bu kez Türkçe’de buluşuyor.”

İlya Kaminsky, Harfa Yayınları

” – Bir taraftan kuşatılmış bir kasaba meydanında askerlerin vurup öldürdüğü sağır bir çocuk ve çocuğu öldüren silah patladığı anda sağırlaşan kasaba halkı. Çocuğun ölümünün ardından kasabaya çöken sessizlikte, sağır halk, işaret diliyle bir direniş örgütlemeye başlıyor. Bir taraftan da ilk çocuklarını bekleyen Alfonso-Sonya çiftiyle kasabadaki kukla tiyatrosunun sahibesi Galya Ana’nın hikâyelerini takip ediyoruz. Askerler sağırlığı “salgın hastalık” ilan ediyor, Galya’nın kuklacılarıysa gündüzleri Vasenkalılara işaret dilini öğretip geceleri usulca askerleri öldürüyor.

Rus asıllı Amerikalı şair Ilya Kaminsky, üzerinde on beş yıl çalıştığı bu benzersiz kitapla okura, şiirlerle kurulmuş bir tiyatro oyunu gibi okuduğumuz hikayeden çok daha fazlasını sunuyor.”

EKİM LİSTESİ

” -Londra… Trafalgar Meydanı… Charing Cross Yolu… Bir sahaf dükkânı ve iki “tuhaf” insan; dükkân sahibi William Buggage ve yardımcısı Bayan Tottle. Tuhaflar, çünkü ikisi de kitap satışıyla ilgilenmek yerine her gün bir yandan gazetelerde çıkan ölüm ilanlarını okuyor, bir yandan da en sevdikleri kitabı, Kim Kimdir’i karıştırıyorlar. Niçin?

Sahaf, soyluların, milyonerlerin, kahramanların ve saygın din adamlarının başrolde olduğu; akıl ve zekâ,  erdem ve sapkınlık, fayda ve ilke karşıtlıkları üzerine “tuhaf” ve çarpıcı bir hikâye…

Türkçede ilk kez yayınlanan Sahaf, Roald Dahl’ın en parlak hikâyelerinden biridir ve ilk olarak 1987 yılında yayınlanmıştır. Dahl’ın tüm eserlerinde olduğu gibi, bu hikâyenin sonunda da sizi büyük bir sürpriz bekliyor!”

” -Usta William, yedi ünlü yazarın (Virginia Woolf, John Keats, Charles Olson, John Berryman, Allen Ginsberg, Samuel Taylor Coleridge ve Ted Hughes) Shakespeare’in eserlerini okurken onunla nasıl boğuştuklarının araştırmasını yapıyor. Olağanüstü entelektüel ve duygusal karşılaşmaları gözler önüne seren kitap, yazarların derkenarlarını, mektuplarını, günlüklerini ve okurken aldıkları notları bir araya getiriyor.”

” -William Faulkner tarafından, “Amerikan edebiyatının babası” olarak tanımlanan, adına mizah ödülleri verilen Mark Twain,on dokuzuncu yüzyılda, Amerika’da yaşayan bir mühendis, başına aldığı bir darbeden sonra Kral Arthur’un hükmü altındaki altıncı yüzyıl İngiltere’sine ışınlanır. Zamanın ötesindeki bilgileriyle Camelot’u çabucak etkisi altına alan mühendis Hank Morgan, önce büyücü Merlin’e, sonra da Kilise’ye karşı büyük bir mücadeleye atılacaktır. Zaman yolculuğu temasını kullanan ilk eserlerden de olan Kral Arthur’un Sarayında Connecticut’lı Bir Yankee, demokrasiye ve teknolojik gelişime dair kuvvetli bir hiciv.”

” -Arapça edebiyatın güçlü temsilcilerinden Halid Halife, Bu Şehrin Mutfaklarında Bıçak Yok kitabıyla politik, dinî ve cinsel zorbalığın gölgesi altında yaşayan Suriyeli bir ailenin üç nesle yayılan, ”utanç” duygusuyla kuşatılmış hikâyesini anlatıyor.

Türkiyeli okurların ilk kez okuma fırsatı bulacakları Halife’nin, 2013 Necib Mahfuz Kitap Ödülü’ne değer görülen romanı, yanı başımızdaki komşu bir ülkenin pek de bilmediğimiz tarihine ve siyasi dalgalanmalarına dair geniş bir vizyon sunuyor.”

” -2. Meşrutiyet sonrası kaleme alınan Menfi, bir aile dramıyla dönemin siyasi olaylarının iç içe işlendiği, istibdat atmosferini ve Meşrutiyet’e giden süreci konu alan ilk siyasi romanlardandır. Fazlı Necip, Menfi’de bir yandan dönem romanlarının popüler karakteri olan alafranga ve şık bir gencin nasıl siyasi bir suçluya dönüştürülüp sürgüne gönderildiğini anlatmakta, öte yandan okuru dönemin İstanbul ve Selanik sokaklarında dolaştırarak bu şehirlerdeki kültürel ve gündelik yaşama dair bilgiler vermektedir.”

” -Napoli tepelerinde ayrıcalıklı bir çocukluk geçiren Giovanna, günün birinde babasının onu kötü şöhrete sahip, yıllardır görüşmediği kardeşine, Vittoria Hala’ya benzettiğini işitir. Bu beklenmedik bağlantıdan rahatsızlık hisseden genç kız, ailesinin geçmişini araştırmaya koyulur. Şehrin yoksul mahallelerinden birinde yaşayan halasını aramaya çıkar ve anne babasına duyduğu güven ve sevgi sarsılır…

Yetişkinlerin Yalan Hayatı, Ferrante tutkunlarının tadını iyi bildikleri yeni bir haz eşiği, yeni bir hikâye.”

” -1873 Sergüzeşt-i Kalyopi (Kalyopi’nin Macerası) ilk yerli roman olarak kabul edilen Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat’tan iki yıl önce, ilk macera romanı olarak kabul edilen Hasan Mellah’tan ise bir yıl önce basılmış bir macera romanı olma özelliği taşıyor. Bir Rum kızı olan Kalyopi’nin 1400’ler İstanbul’unda başlayan ve ülkelere, denizlere, adalara yayılan macerası sadeleştirilmiş ve orijinal metnin tenkitli basımıyla bir arada bu kitapta.”

” -1869’da İstanbul’un Üsküdar semtinde doğan Kalust Gülbenkyan, 86 yaşında öldüğünde dünyanın en zengin adamıydı. Ortadoğu petrolündeki kişisel payı nedeniyle “Bay Yüzde Beş” olarak nam salmıştı. Kartellerle gizemli çıkar ilişkilerini gizli tutarak petrol barolarını ve hükümetleri tarafsızlığına ikna eden Gülbenkyan, yarım yüzyıl boyunca üst düzey petrol anlaşmalarına simsarlık yaparak büyük bir servet elde etmişti.

Kalust Gülbenkyan’ın özel hayatı da en az iş hayatı kadar çetrefilliydi. En yüksek ahlaki değerlerde ısrar ederken eşinin cazibesini kendi çıkarı için kullanmaktan çekinmezdi. Gençliğinde aktrisler ve revü kızlarına eşlik ettiği lüks bir hayat sürdü, ilerleyen yaşlarında da birçok kadınla birlikte oldu. Bu esnada Stalin’in ona Hermitage Müzesi’nden sattığı Rembrandt’ları da içeren muhteşem bir sanat koleksiyonu oluşturdu. Gülbenkyan’ın adı bugün de servetini ve müthiş sanat koleksiyonunu bağışladığı Lizbon’daki Gülbenkyan Vakfı’yla anılıyor.

Gülbenkyan Vakfı arşivlerine ilk defa tam erişim sağlanarak yazılan Bay Yüzde Beş, modern petrol sanayisini şekillendiren Kalust Gülbenkyan’ın karmaşık ve çok yönlü yaşamının heyecan verici hikâyesini gün yüzüne çıkarıyor.”

” -Günümüzü anlamaya ve siyasal bir gelecek tahayyül etmeye çalışırken, geçmişle paralellikler kurar, kimi zaman da ideal tipler inşa ederiz. Antikçağ’ın bilgeleri Eskiler ve Yeni Dünya’nın yerlileri Yabanıllar bu tiplerden ikisidir örneğin…

Düşünceler tarihi disiplininin önde gelen isimlerinden François Hartog bu kitabında, “modernlerin” ise gelecek tahayyülleri ekseninde geçmişi nasıl kurgulayıp ondan ne şekilde yararlandıklarını sorguluyor.”

” -İçinde yaşadığımız, baştan sona dille ve dilde inşa edilmiş bir Homo sapiens dünyasıdır. Senaryosunu kendi yazdığı bir yaşamı ölmek istemeden yaşayıp ölen insan, hem yaşamına hem de katlanamadığı ölüme anlam yükleme çabasıyla dilin ipine sarılarak kendini anlatıların  kör kuyularına bırakmıştır. Belki de bu yüzden Homo sapiens bir Homo narrans’tır yani hikâye anlatan insandır.

İnsan niçin hikâye anlatır? sorusunun binlerce yıllık izini süren bu kitap, mitler ve masallar eşliğinde okuyucuyu heyecanlı bir yolculuğa çıkarıyor.”

EYLÜL LİSTESİ

” -Birkaç yüzyıl önce bir İstanbul hamamına yerleştikten sonra, çeşitli hamamları gezerek günümüze kadar gelmiş, bir hamam cininin ağzından, İstanbul’un son birkaç, yüzyılını, yalnızca hamamdan görünen yanlarıyla dinlemek…

Hamamname, Murathan Mungan’ın uzun yıllardan beri tasarladığı bir gizli tarih romanı.”

” -Başa Gelen, kaçınılamayan şeyler üzerinde son sürat ilerleyen bir yol romanı. Geçerken karşılaştıklarımızı, yol boyu öğrendiklerimizi geçmişin yüklerini sırtlanmadan kucaklayıp kucaklamayacağımıza dair giderek buruklaşan bir tecrübe; mideye sessiz sedasız oturan bir yumruk, hayatın bir darbesi. Aslında: Kalp kırıklığı.”

” -İngiliz asıllı Meksikalı sürrealist sanatçı Leonora Carrington’ın başyapıtı Sırdaş Trompet, belki yalnızca Alice Harikalar Diyarında ile kıyaslanabilecek sıradışı bir metin. Olağanüstü bir hayal gücü ve çekicilikle bezeli Sırdaş Trompet, 92 yaşındaki Marian Leatherby’nin kendisini içinde bulduğu bir macerayı anlatıyor.”

” -Iskarta Hayatlar’da, modernite ve küreselleşmenin dönüşümünü, çağdaş kültürümüz ve politika üzerindeki etkisini ortaya koyan Bauman; “insane atığı” ile başa çıkma sorununun iktidar stratejilerinden insan ilişkilerinin en samimi yönlerine kadar ortak yaşamımızın şaşırtıcı özelliklerini anlamak için bir anahtar sağladığını gösteriyor.”

” -Tetikte bekleyen bir bilinç ile şiirsel bir dili birleştiren bu etkileyici metin ırkçılık, sömürgecilik ve “İnsan” üstüne düşünmek isteyenler için…”

” -Teknolojinin geçtiğimiz yüzyılda yakaladığı ivme gezegenimizi, yaşadığımız toplumları ve bizleri hızla dönüştürdü, ama bunlara dair kavrayışımızı dönüştüremedi. Bugün teknolojik sistemlere öylesine gömülmüş haldeyiz ki pratiğimizi de düşünce tarzımızı da onlar şekillendiriyor artık. Ne bu sistemlerin dışında durabiliyoruz, ne de onlarsız düşünebiliyoruz. Kısacası neyi, nasıl bildiğimiz ve bilemediğimiz hakkında Yeni Karanlık Çağ.”

” -Nina Edwards, karanlığı hem maddi bir özellik hem kültürel bir imge olarak irdelerken, görüş yetisi, körlük, bilinç, rüya, karanlık korkusu ve gece körlüğü temalarından, alacakaranlık, sis, gün ağarması gibi ara durumlardan, yani karartma ve aydınlığa kavuşturma noktalarından ya da anlarından hareket ediyor. Gotik romanların zindanlarından Kuzey polisiyelerinin beton sığınaklarına kadar bizi çağlar boyunca dolaştırarak, insanlığın önce ateşi denetim altına alma yoluyla karanlığı dizginleyip bastırma, daha sonra dünyayı elektrikle aydınlatma girişimlerinin bütün dönemeçlerini sorguluyor. Karanlık fikrinin sanata, edebiyata, dine ve gündelik dilimize nasıl sindiğini araştırıyor. Sonuçta, ister değişken bir kavram ister somut bir maddi varlık şeklinde olsun, karanlığın hayal gücümüzü nasıl beslediğini ortaya koyuyor.”

” -Sırrı Sezai ve Muammer Sacit, saplandıkları borç batağından kurtulmaya çalışan iki mirasyedi. Çıkış yollarındaki en büyük engelse zengin, fakir ayırt etmeksizin insanların kanını emen Tefeci İzidor Barzilay…

Mahmut Yesari’nin 1928 yılında Milliyet gazetesinde tefrika edilen romanı 92 yıl sonra ilk kez günümüz okurlarıyla buluşuyor.”

” -Deneme türünün en malumatfuruş ve kıvrak kalemlerinden Salâh Birsel, 1001 Gece Denemeleri’nin Halley Kimi Kurtarır adlı beşinci cildinde edebiyatın tasını çatlatırcasına dedikodu kazanını kaynatıyor. Yedi cihandan topladığı anekdotları tek bir kitapta muhabbetle buluşturuyor; Camus’den Pavese’ye, Necatigil’den Gürpınar’a, Naîmâ’dan Cevdet Paşa’ya, Malraux’dan Apollinaire’e, Şinasi’den Tepeyran’a, andığı her şahsiyet, tarihe not düştüğü her anıyla dadanmadık dönem, arşınlamadık coğrafya bırakmıyor.” 

” -Uzun bir döneme yayılan eşsiz kurgusuyla edebiyatımızın en görkemli eserlerinden biri olmaya aday Osman, müzik stüdyolarından, araba galerilerinden, marinalardan geçip kapak kızlarının sert gerçekliğine çarpan… bir hafriyat kamyonunun gece yarısı yapayalnız bir adama çarptığı gibi çarpan bir hikâye.

Her şey olmak isterken hiçbir şey olamayan, gün gün, adım adım hem servetini hem kendini tüketen bir adamın, Osman’ın hikâyesi…”

AĞUSTOS LİSTESİ

Selim İleri, Everest Yayınları

” -Yaşlanıyordunuz: Tek bir Tanpınar yoktu, kaç kimliğe, kaç kişiliğe bürünmüştünüz! Göz kapaklarınız kurşun gibi ağır, kendinizden saklanıyordunuz.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın iç dünyasına -her cümlesi okurdan emek bekleyen- çetin bir yolculuk”

Nazlı Eray, Everest Yayınları

” -Gecenin kırkyama bohçasından dökülenler; geceye doğru insanları, rüyadan rüyaya uyananlar, bir kalp kasırgasında hayatı sorgulayanlar Kalbin Güneybatısı’nda buluşuyor.

Fantastik edebiyatın kraliçesi Nazlı Eray’dan kalbin içinde geçen bir fırtına-roman bu.”

Haruki Murakami, Doğan Kitap

” -Haruki Murakami’nin en sevilen romanlarından biri olan Dans Dans Dans’la gizemli bir dünyanın kapılarını açıyoruz. Ortadan kaybolan çekici bir kadın… Yalnızlığını anlamlandırma çabası içindeki bir adam… Sezgileri gelişmiş sıradışı küçük bir kız…  Müzik… Ve kült Murakami romanlarından artık “tanışımız” olan Koyun Adam.

Bu dünya sandığımızdan daha kırılgan ve tekinsiz bir yer…”

Cemil Süleyman, İş Bankası Kültür Yayınları

-Anlıyor musun, kıskanıyorum. Bir deli gibi, bir çılgın gibi kıskanıyorum. Bu gözleri, beni deli eden, çıldırtan bu güzel gözleri, bu siyah gözleri kıskanıyorum… Onlarda bir başka hissin, bir başka hayalin gölgelerini görmek istemem. Onlarda yalnız ben yaşamak, yalnız ben ölmek isterim…

1911’de yayımlanan Siyah Gözler, âşık bir erkek tarafından sevilen ve ilişkide çok da etkin olmayan kadın kalıbını tersyüz eden bir anlatı.”

Richard Hughes, Jaguar Kitap

” -Yıkıcı bir fırtına sonrası aileleri tarafından Jamaika’dan İngiltere’ye gönderilen bir grup çocuğun geçirdiği fiziksel ve zihinsel dönüşümlerin izleri ve çocuk ruhunun derinliklerindeki ürpertici ve tuhaf boyutları…

Sancılı bir büyüme hikayesi,  arka planında sömürgeciliğin en görkemli ve en acımasız dönemini, yani “zamanların en iyisini ve de en kötüsünü” mercek altına alıyor; bazen olayların tamamen içinden dolaysız bir tanıklıkla, bazen seren direğinden gözlemleyerek, bazen de okuyucuya âdeta teatral bir performans izleterek.”

Margaret Cavendish, Karakarga

” -Margaret Cavendish’in, genç bir kadının başka bir dünyaya yolculuğunu ve burada karşılaştığı ütopik toplulukla yaşadığı deneyimleri anlatan kitabı ilk kez okurla buluştuğunda tarihler 1666 yılını gösteriyordu. Feminist bir bakış açısıyla yazılmış ilk ütopya örneklerinden sayılan bu öncü metin, edebi bir eserde “paralel dünyalar” kavramıyla da ilk kez karşılaşmamızı sağlıyor.

Sıra dışı bir zihnin ürünü bu kitap, okurunu bugüne kadar bildiğimiz kurmaca dünyaların çok daha ötesine götürmeyi vadediyor.”

Kolektif, Bağlam Yayıncılık

” -Bu kitap, 19. yüzyılın kanonik metinleri arasında yer alan İntibah, Sergüzeşt, Zehra, Araba Sevdası, Mai ve Siyah’ı hem yazarların hem psikanalistlerin hem edebiyat tarihçilerinin bakışlarında yeniden tartışmaya bir kapı aralamayı amaçlıyor. Bu bağlamda yazarlar metinleri yeni baştan yazıyor.”

Neslihan Önderoğlu, Can Yayınları

” -İlişkilerdeki yalnızlıklar ve yalnızlıklardaki ilişkiler. Evliliklerde, işyerlerinde, ebeveyn-evlat ya da kardeş ilişkilerinde süregiden çatışmalar, rahat vermeyen dostluklar; çetin ıssızlıklar, münzevi haller…

Neslihan Önderoğlu bu öykülerde günümüz insanının en büyük çelişkisini anlatıyor.”

Taneli Kukkonen, VakıfBank Kültür Yayınları

” -On ikinci yüzyıl İslam dünyasının, modern Batı felsefesini de etkileyen önemli ismi Endülüslü İbn Tufeyl’in hayatını, onun en önemli eseri kabul edilen Hay bin Yakzân üzerinden anlatan bu dikkat çekici biyografi Magrib’in entelektüel hayatına özgün bir bakış sunuyor.

İslam fikir tarihi alanının önemli uzmanlarından biri olan Taneli Kukkonen, İbn Tufeyl’in yaşamını ve eserlerini ustalıkla incelerken, onun bir yandan tasavvufi ve siyasi bağlarını, bir yandan da Batı Müslümanlığının akılcılığını göz önüne seriyor.”

Nathan H. Lents, Metis Yayıncılık

” -Sık sık insan bedeninin ne kadar mucizevi olduğunu duyar, ona düzülen övgüleri dinleriz. Bedenimizin incelikli işleyişine dair kitaplar raflarımızı doldurur. Oysa bütün o harikulade yönleri bir yana, insan bedeninin milyonlarca yıllık evrim sürecinde ortaya çıkmış bariz kusurları da var. Amerikalı biliminsanı Nathan H. Lents işte bu kusurların hikâyesini anlatıyor.”

TEMMUZ LİSTESİ

Boris Vian, İthaki Yayınları

” -Raymond Queneau’nun “Boris Vian, bir gün Boris Vian olacaktır,” dediği Vian’ın ölümünden sonra yayımlanan öykü derlemesi Kurtadam’da, insana dönüşen kurtlar, şehre çöken afrodizyak etkili bir sis, şamatacı müzisyenler, direksiyonu yolcusuna bırakan taksiciler ve duygularla tanışan bir yapay zekâ geziniyor.”

Mehmet Güreli, Sel Yayıncılık

” -Bir Truffaut filminin içinde başlayan yolculuk Truffaut’nun gerçek yaşamıyla iç içe girip Jean Vigo’ya, Joyce’a, Beckett’e, Zweig’a, haikunun ustası Başo’nun yalın, yalın olduğu ölçüde derin evrenine uzanıyor; oradan Bresson’un Balthazar’ına uğrayıp Fritz Lang’e, de Sica’ya, Rotko’ya, Walser’a uzun bir solukla bağlanıyor. Güreli, karanlığın gizli misafirlerinin tekinsizce dolaştığı film noir bir anlatının üzerine örtüsünü sererken, intihar etmiş, yaşamı deliler evinde bitmiş yaratıcılar satır aralarında canlanıyor.”

Blake Crouch, Doğan Kitap

“- İlk başta bir hastalık gibi görünüyor… Nasıl yayıldığı bilinmiyor… Kurbanlarını hiç yaşamadıkları bir hayatın anılarıyla çıldırtan gizemli bir hastalık… Sahte Anı Sendromu…

New York Polis Teşkilatı’ndan Barry Sutton, bir kadının intiharının ardından öğrendiği bu hastalığı araştırdıkça kendisi de benzer sorunlar yaşamaya başlar. Yıllar önce trafik kazasında kaybettiği kızının ölmediği, karısından boşanmadığı bir hayatın içinde bulur kendini… O da artık Sahte Anı Sendromu’ndan mustariptir, sahte ve gerçek hayatı iç içedir. Yazar okurunu muğlak bir anlatı içinde kaybediyor.”

Fyodor Sologub, Sel Yayıncılık

” -Rus edebiyatını hâkimiyeti altına almış gerçekçilik akımına yapılmış en vurucu misillemelerden biri olan Küçük Şeytan, Ekim Devrimi öncesi burjuva yaşantısını ve rehaveti, yıkıma götüren toplumsal çözülmeyi gözler önüne seriyor. Yazıldığı dönem ahlaka mugayir olduğu gerekçesiyle pek çok kez sansürlenen ve yasaklanan bu yer yer karnavalesk hiciv, Türkçede sansürsüz haliyle ilk kez yayınlanıyor.”

E. M. Cioran, Metis Yayınları

” -Kökleri çok eskiye uzanan bir felsefi geleneğin parçası olan Cioran, insanın varoluşunu küçümseyerek bütün “başarıları”na, “ilerleme”ye de eleştirel yaklaşıyor. Uygarlık eleştirisine girişiyor, ama amacı uygarlığın veya modernliğin foyasını meydana çıkarmaktan ibaret değil; asıl derdi insanın yanlışlığı. Acımasızca çalışıyor onun yumuşak karnına, yüzüne vuruyor kusurlarını. 
 
Başka türlü düşünme imkânını hatırlamamız için duruyor Cioran yanı başımızda, belki de karşımızda.”

Yalçın Tosun, Yapı Kredi Yayınları

” -Çocukluğu, evliliği, aileyi, anneyi ve babayı, hep o kırılgan bakışla, hep bir ergen uyanışıyla ince ince işleyen, doyurucu öykülerden oluşuyor Mesafenin Şiddeti. Yalçın Tosun, mahremin çeperinde özgürce devinen duyuşları, düşünüşleri, düşleri, beklentileri anlatıyor. Gönlün kırıldığı yeri, zihnin sarsıldığı noktayı, hangi mesafeden olursa olsun şiddetin göründüğü aralıkları yakalarken anlatıcılığını giderek uçlara taşıyor.”

Kolektif, Ve Yayınevi

” -Adil İzci’nin derlediği, Doğan Hızlan ile Selim İleri’nin önsöz yazdığı kitapta birbirinden değerli yazarlarımız, sanatçılarımız, Sabahattin Kudret Aksal’ın doğumunun 100. yıl anısını ölümsüzleştiren şiirleri, yazıları, söyleşileri, fotoğrafları ve çizimleriyle yer alıyorlar.”

Gustave Flaubert, İletişim Yayıncılık

” -Flaubert, 19. yüzyıl Fransız toplumunun, özellikle de burjuvazinin önyargı ve tutarsızlıklardan daima rahatsız olduğu içn karşılaştığı klişeleri, genel kabul görmüş yanlışları 1850’lerden itibaren not etmeye başlar. Bu notlar şekillenerek önce yarım kalacak romanı Bilirbilmezler ’in ikinci cildine sonra da Kabul Görmüş Kanaatler Sözlüğü ’ne evrilir. Flaubert toplumu derinden sarsmayı planladığı bu eseri bitiremeden ölür ve kitap çalışma notlarından derlenerek ilk kez 1913’te yayımlanır. Sözlük formatında tasarlanmış olan kitap, alfabetik olarak sağlıktan edebiyata, tarihten politikaya hemen her konuyla ilgili maddelerden oluşur.

Flaubert’in topluma musallat olan basmakalıp düşünceleri kınamak için eleştirel ve mizahi bir üslupla kaleme aldığı bu eser geçerliliğini 21. yüzyılda da korumaya devam ediyor.”

Giacomo Papi, Timaş Yayınları

” -Kurgusal ama bir o kadar da gerçek bir hayali İtalya… Düşünce ve ifade özgürlüğünün, yolsuzluk ve kötü inancın bir işareti haline geldiği, elitlerin ve entelektüellerin halkı kandırma aracı olarak görüldüğü bir dünya… Dayatmacı iktidar alkışçıları, sosyal medya zorbaları, toplumu kutuplaştıran bir cadı avı… Ve şimdi hedefte entelektüeller var.

Bu linç kültürünün ilk kurbanı, bir gündüz kuşağı programında Spinoza’dan alıntı yapan Profesör Giovanni Prospero oluyor. Devlet yetkilileri ve medya tarafından, entelektüel birikimiyle halkı aşağılamakla suçlanan Profesör hemen o akşam ölü bulununca çarklar dönmeye başlıyor…”

Figen Şakacı, İletişim Yayıncılık

” –Tarla mı kesekli yoksa biz mi yürümeyi bilemedik?

Nohut oda bakla sofa evlerde birbirlerine tahammül etmek zorunda kalan ana-babalar ve evlatlar. Kuşak farkları. Hayalleriyle yaşamlarının arasından derin yarıklar geçen talihsizler. Sevdikleri adamları iki sabun bi lif yıkayıveren huysuz ve tatlı kadınlar. Bir yazgı gibi yaşadıkları yalnızlıklarından çıkış yolları arayan garipler. Başkalarının hayatını yaşayan kalbi kırıklar… Figen Şakacı, Kesekli Tarla ‘da, köksüzlüğü, aidiyetsizliği, iletişimsizliği, hızla akıp giden zamanı, nefreti ve aşkı aynı potada eriten marazi ilişkileri, kendi ücralarında bir parça mutluluk arayan insanların öykülerini mizahla örülü hünerli kaleminden anlatıyor.”

HAZİRAN LİSTESİ

Philip Kerr,Alfa Yayıncılık

“- VIII. Henry’nin sekiz karısının olmadığı, Amerika’nın 1776’da bağımsızlığını kazanmadığı ve John F. Kennedy’nin suikasta kurban gitmediği bir dünya hayal edin. Bilim insanları, birbirlerini belli belirsiz şekillerde etkileyen paralel evrenlerde bu tür dünyaların var olabileceğini söyler. Böylece tüm ihtimaller aynı anda gerçekleşir. Bazı dünyalar bizimkine benzerken bazıları çok farklıdır. Bazı dünyalarda Adolf Hitler doğmamıştır; diğerlerinde Neil Armstrong 1969’da aya ilk ayak basan kişi değildir. Benzer derecede önemli olarak bazı dünyalarda George Orwell meşhur kitabı 1984’ü yazmamıştır. Paralel bir evrene ait olan 1984.4, George Orwell’in 1984’ü gibi olsa da, aynı zamanda ondan çok farklıdır. Bunun kimseyi şaşırtmaması gerekir: Bu dünyadaki bir düşünce paralel evrendeki diğer zihnin türevini de bir şekilde etkiler. 1984.4, 1984’ten etkilenmiştir; 1984.4’ün 1984’ü etkileyip etkilemeyeceğini ise zaman gösterecek.”

Gül Ersoy,Doğan Kitap

“- Alarmlardan, sirenlerden, çarklardan, makinelerden, reklam panolarından, banka kuyruklarından, kurallardan, yığınla evraktan, uğultudan, mesai arkadaşlarından, beyaz gömleklerden, ceketlerden, kravatlardan kaçmak ve birine sarılmak için günde yalnızca bir saatimiz var.

Norman Cohn, Kırmızı Kedi

“- Cohn, 11. ve 16. yüzyıllar arasında Batı Avrupa’da kıtlık, Haçlı Seferleri ve vebayla birlikte yükselen binyılcılık ve onun etrafında gelişen mistik anarşist hareketleri inceliyor. Binyılcılık dar anlamıyla dünyanın sonuna dair bir dogma. Cohn bu öğretiyi geniş anlamda kurtuluşçuluk olarak ele alırken, bize ortaçağın zihinsel dünyasını şekillendiren dini düşünce kalıpları içinde, İsa’nın apostolik orduları ile Deccal’ın güçleri arasındaki nihai savaşa dair kehanetlerin, yoksulların günahtan arınmış hayat özlemi ve yeryüzü cenneti yaratma arzusuyla nasıl birleştiğini ve bunun da binyılcı fantezileri nasıl beslediğini gösteriyor.”

 
Roberto Bolano, Can Yayınları

“- Edebiyatın verdiği ilk dersin cesaret olduğunu öğrenmişlerdi tuhaf bir cesaretti bu– göller, sazlıklar arasında taştan bir kuyunun cesaretini, bir aynanın ya da bir girdabın cesaretini andırıyordu. Okumanın yazmaktan daha konforlu bir iş olmadığını öğrenmişlerdi. İnsanın okurken anımsamayı ve şüphe etmeyi öğrendiğini… Ve belleğin aşk olduğunu.

Gerçek Bir Polisin Çilesi seksenli yıllarda başlayıp Bolaño’nun ölümüne kadar devam eden bir projeydi. Bazı mektuplarında bu projeden söz etmiş, 1995’teki bir mektubunda, “Novela: Birkaç yıldır Gerçek Bir Polisin Çilesi adlı bir kitap üstünde çalışıyorum ve BENİM ROMANIM O: Başkahraman dul kalmış elli yaşlarında bir üniversite profesörü, on yedisinde bir kızı var, hayatlarını geçirmek için ABD sınırının yakınlarındaki Santa Teresa’ya gidiyorlar. Sekiz yüz bin sayfa filan, kimsenin tek kelime anlayamayacağı tam bir karmaşa…” diye yazmıştır.”

Hasibe Özdemir, Monokl

“- Tanrı sanki yazgımız sadece bizim elimizden çıkmış gibi sokağımızın yaslandığı cümlelere şöyle bir bakmış, edebî olmadığına kanaat getirip okumadan kapatıvermişti “Gecikmiş Adalet” kitabını üzerimize. Artık tek kelime düşmeyecek sanırken payımıza, sokak kendi kalemini demirden yontmuş, son satırı yazsın diye, güvercin besleyen, mobileti ile kulak zarlarımızı baştan sona çizen Çorumlu Ekrem’in ortanca oğlunun eline vermişti. O da; bir akşamüstü, sırf güvercinler bahçesine pisliyor diye ağzını açan Kemal amcaya şöyle bir bakıp, elindekini cevap niyetine indirivermişti tepesine.

Attila Şenkon, İletişim Yayıncılık

” –Bazen yaşlı kadın kutuyu masanın üzerinde bırakıp giderdi. Küçük kız o zaman kutudaki lokumları dilinin ucuyla ıslatıp tozlarını siler, renklerini açığa çıkarıp pembelerini seçerdi. Sonra öbürlerini kutunun dibinde biriken toza bular, bir şey olmamış gibi yerine otururdu.

Attilâ Şenkon’un, 1991 Akademi Kitabevi Öykü Özendirme Ödülü’nü alan bu ilk kitabı, gerçek ile masalın, var ile yokun arasında erimiş incecik çizgide gezinen kısacık ve duygu dolu öykülerden oluşuyor.”

Kolektif, Metis Yayıncılık

” -Günümüzdeki hızlı yoksullaşma, artan eşitsizlikler ve toplumsal-ekolojik felaketler de egemen söyleme göre büyüme eksikliğinin ya da azgelişmişliğin sonuçlarıdır: “Büyümeyen, yerinde sayan, ölür”. Elinizdeki kitap ise bu sorunların nedeninin tam da büyüme olduğunu, büyümenin aşırı masraflı, ekolojik açıdan sürdürülemez ve özünde adaletsiz bir hal aldığını, “büyüme”yi temel alan mitik inançların terk edilmesi gerektiğini savunuyor. Bunun için büyüme tahayyülünü ayakta tutan ve ekonomiyi bilim olmaktan çıkaran terimlerle düşünmekten vazgeçmek gerekiyor. Kullanımdaki iktisadi dil, ifade edilmesi gerekeni ifade etmekte yetersiz kaldığı içindir ki yeni bir söz dağarcığına ihtiyacımız var. Bir grup aktivist ve entelektüelin ilk olarak Fransa’da başlattığı ve ardından tüm dünyaya yayılan küçülme hareketi, toplumsal bir hedef olarak ekonomik büyümenin terk edilmesi çağrısında bulunuyor. “Küçülme” kavramı, daha az doğal kaynak tüketen ve tamamen farklı ilkeler çerçevesinde örgütlenen toplumlara giden yolu temsil ediyor. Sadelik, şenliklilik, otonomi, bakım, müşterekler gibi kelimeler de küçülme toplumlarının neye benzeyebileceği konusuna ışık tutuyor.”

Lucy Cooke, Domingo Yayınevi

” -Lucy Cooke, hayvan aklını olduğu gibi anlayabilmek için Kolombiyalı bir “suaygırı burucusu”ndan Çinli bir “panda çöpçatanı”na kadar hayli renkli karakterle tanışacağı bir dünya turuna çıkıyor ve bizleri hayvanların gizli ya da bizim görmezden geldiğimiz ve bir o kadar eğlenceli dünyasıyla tanıştırıyor. Hayvanlar Âleminden Uygunsuz Gerçekler, sadece hayvanları değil, tüm o akıldışı önyargıları ve uçuk hayal gücüyle insanı da anlatan, yanlış anlaşılmalarla dolu bir hayvanat bahçesi.”

Nigel Shadbolt , Roger Hampson, Salon Yayınları

“- Akıllı makineler devrimi hayatlarımızı ve toplumlarımızı yeniden şekillendiriyor. Bu kitapta Nigel Shadbolt (İngiltere’nin yapay zekâ konusunda önde gelen otoritelerinden biri) ve Roger Hampson korku, karmaşa ve yanlış anlaşılmalara son veriyor.  Kendi yarattığımız süper zeki robotların asi ordusu tarafından kenara itilmek üzereyiz. Homo sapiens olmadan önce aletler kullanıyorduk ve onları kontrol etmeye devam edeceğiz. Bu kontrolü -özel yaşamlarımızda, istihdamda, siyasette- nasıl kullanacağımız ve harika fırsatlardan en iyi şekilde nasıl yararlanacağımız, hepimizin gelecekteki refah seviyesini belirleyecektir.”


Wilhelm Genazino, Jaguar Kitap

” -Bu manzara alabildiğine hoşuma gittiği halde göğsümde bir sızı hissediyordum. Çünkü güzelliğin acayip tarafı, insanın onu sadece seyredebilmesidir. Bir tarafını alıp evine götüremez veya küçük bir parçasını özel bir yerde saklayamaz. İnsan güzelliğe ancak hep bakar durur, fazlasını elde edemez. Uzun uzun baktıktan sonra yoluna devam etmek zorundadır.
Elden Düşme Dünya; “güncel” insanlık hallerinin bir Genazino kahramanının zihninde işlenmesiyle ortaya çıkan tuhaflıkların romanı.”

MAYIS LİSTESİ

 

François Rabelais, İş Bankası Kültür Yayınları

” –Gargantua’nın aramıza ne kadar eski bir soydan geldiğini görmek için sizi Pantagruel’in yüce hayat hikayesine yollarım. Orada uzun boylu öğrenirsiniz devlerin dünyamıza nasıl geldiğini ve Pantagruel’in babası Gargantua’nın onların özbeöz evladı olarak nasıl doğduğunu; gerçi bu öyle bir konudur ki ne kadar tekrarlansa, siz beyzadelerin o kadar hoşlarına gider, Platon’un Philebos ve Gorgias’ından bilirsiniz, Horatius da der ki, kimi konular, herhalde bunlar gibileri, ne kadar sık söylenirse, o kadar tatları artar öyledir ama şimdilik bunları anlatmadan geçmemi hoş görün…

François Rabelais (1494?-1553): Roman sanatının doğuşunu müjdeleyen çağın en önemli yazarlarından biridir. Daha sunuşunda, okuyucusuna “Gülmektir çünkü insanı insan eden” diye seslenen Gargantua’ysa (1534) yazarın mizah ve olağanüstünün destansı bir birleşimini oluşturan beş kitaplık külliyatının ikinci halkasıdır.”

İskender Fahrettin Sertelli, Karakarga

” -İskender Fahrettin Sertelli, nam-ı diğer Behlül Dânâ, deyince aklınıza İstanbul’un Arsen Lüpen’i Ele Geçmez Kadri, Türk Polis Hafiyesi Yılmaz ya da Şeytan Hadiye isimleri gelmiyorsa çok şey kaybediyorsunuz. 1930’lu yılların popüler polisiye yazarı İskender Fahrettin Sertelli’nin daha önce Latin alfabesine aktarılmamış öykülerinin yer aldığı bu seçki, hayal dünyası karşısında şaşıp kalacağınız bu yazarla tanışmak için büyük fırsat.

Çok yönlü bir sanatçı olarak daima üreten ve halkı aydınlatmaya çalışan, 1943 yılında henüz 48 yaşında hayata gözlerini yuman Sertelli’nin İngilizce “dime novel” olarak anılan, çok değerli araştırmacı yazar Erol Üyepazarcı’nın verdiği adıyla da “onparalık öyküler” türünde yazmış olduğu üç ayrı polisiye serisinden üç karakter olan Şeytan Hadiye, Amerika’da bir Türk Polisi Yılmaz ve Ele Geçmez Kadri’nin öyküleri Makineli Kafa’nın Hikâyesi’nde bir araya geliyor.”

Sheridan Le Fanu, Bilge Karınca Yayınları

” -Tedirgin edici, ürperten şiirleri (Kuzgun örneğinde olduğu gibi) ve Morg Sokağı Cinayetleri, Kızıl Ölümün Maskesi Oval Portre vb. kısa gerilim öyküleri yazan ve bu türün öncüsü Amerikalı yazar Edgar Allan Poe ile çağdaş olan Dublin’li J. Sheridan Le Fanu korku, gerilim ve özellikle doğaüstü, “gizemli” olayların konu edildiği hikâye ve romanları ile en az çağdaşı Poe kadar usta olduğunu ispatlayan bir yazardır.

Le Fanu’nun olağanüstü ustalıkla kurguladığı, okuyucuyu kıskıvrak yakalayan, ürkütücü, doğaüstü varlıkların kol gezdiği hikâyelerinden oluşan Madam Crowl’un Hayaleti kitabını türün meraklılarına ve Le Fanu hayranlarına keyifli okumalar dileğiyle.”

Steve Jones, Ayrıntı Yayınları

” –Cumhuriyetin dâhilere ihtiyacı yok. Bu ifadeler 19. yüzyıl Fransa’sının en büyük bilim insanlarından birini giyotine mahkûm eden yargıca ait. Steve Jones kitabında bu sözlerden yola çıkarak, okurlarını aksini gözler önüne seren bir yolculuğa davet ediyor.

Dâhilere Gerek Yok, uçan balonların ilk keşfinden patlayıcıların kitlesel imha araçları olarak kullanılmalarına; patatesin Eski Dünya’daki açlığa çare oluşundan kimya bilimiyle atletizmin evliliğine kadar; dönemin bilimsel gelişmelerini ve Fransız Devrimi’ni sıra dışı bir açıdan incelemek isteyenler için keyifle okunabilecek bir kaynak çalışma…”

Philip K. Dick, Alfa Yayıncılık

” -Kurmacaya karışan gerçek hayat, gerçek hayata sızan kurmaca. Gerçekliğin dokusu pembe bir ışınla yırtıldığında göreceklerimize kaçımız hazır olabiliriz ki?

PKD, 1974 Martında bir diş operasyonu sırasında verilen ilacın etkisiyle tuhaf bir dini deneyim yaşadı. Bir şizofreni krizi miydi yoksa gerçekten mistik bir deneyim mi yaşamıştı? Valis bu dönemin olağanüstü hikâyesidir: Delilik, paranoya, bölünmüş kişilikler, üç gözlü insanlar, tanrı, ölüm ve bir kedi.

Valis sizi çağırıyor.”

F. Scott Fitzgerald, İş Bankası Kültür Yayınları

” -Yaşlı bir adam olarak dünyaya gelip zamanla gençleşme fikri F. Scott Fitzgerald’ı büyülüyordu. Yazarın iki yıl boyunca zihninde evirip çevirdikten sonra 1922 yılında yazdığı Benjamin Button’ın Tuhaf Hikâyesi’ni Mark Twain’in şu sözü esinlemişti: “Hayatın en iyi kısmının başta, en kötü kısmının da sonda olması ne yazık.” Fitzgerald bu en bilinen hikâyesinde 1860 yılında yaşlı bir adam olarak doğup giderek gençleşen Benjamin Button’ın hayatını anlatır. Yaşlanma üzerine yazılmış bu nükteli, fantastik hiciv, Hollywood’un da dikkatinden kaçmamış, 2008’de vizyona giren film uyarlaması büyük ilgi görmüştü.”

Nebil Özgentürk, Karakarga

” -Nebil Özgentürk’ten Yeşilçam’ın unutulan “unutulmazları” için bir saygı duruşu!

Aliye Rona’dan Münir Özkul’a, Kemal Sunal’dan Erol Taş’a, Metin Akpınar’dan Arzu Okay’a Yeşilçam’ın unutulmaz isimleri daha önce hiç duymadığınız hikâyeleriyle bu kitapta bir araya geliyor. Onlar beyazperdenin kötü kadınları ve kötü adamları, iyilik timsalleri, saf ve temiz karakterleri ya da binbir fırıldak çevirenleri… Bugün hâlâ filmleriyle binlerce kişiyi televizyon karşısına çeken isimler özel hayatlarını Nebil Özgentürk’e açıyor ve okuru zamanda bir yolculuğa davet ediyor.”

Epameinondas Kyriakidis, İstos Yayınları

” -Beyoğlu Sırları romanı Epameinondas Kyriakidis’in (İstanbul 1861-Atina 1939) kaleme almış olduğu ve İstanbul’da Karamanlıca/Türkçe yayımlanan “Anatoli” gazetesi müdürü Evangelinos Misailidis (Κula, Manisa 1820-İstanbul 1890) tarafından Türkçeye çevrilip, aynı gazetede 1888-1889 yıllarında tefrika edilmiş bir eserdir.

Dönemin “City Mysteries / Mystères urbains” yani “Şehir Sırları” türüne ait olan bu romanda yazar E. Kyriakidis İstanbul hakkında yazılan diğer “gizemli romanlar”da olduğu gibi, Avrupa’dan ithal edilmiş âdetler nedeniyle yozlaşma ve ahlaksızlık merkezine dönüşmüş olan Beyoğlu’ndaki Rum “sosyete”nin şatafatlı yaşamını ve yeni edindiği tavırları eleştirmektedir. Yazar söz konusu toplumun bir parçası olan bu gösterişli yüksek tabakanın gizli taraflarını sergilerken aynı zamanda İstanbul’un karanlık yanlarına da ışık tutmaktadır. Şehrin yolsuzluk inleri, sefil mahalleleri ve fuhuş evleri gözler önüne serilirken, okur, yaşamın tehlike ve tehditlerle dolup taşan yönüyle karşı karşıya gelmektedir.”

Kolektif, Karakarga

” -Uyku… Hayatımızdan çalan bir düşman mı yoksa gerçekten kendimiz olabildiğimiz, kendimizle olabildiğimiz tek zaman mı? Bazen davetsiz bir misafir bazen çağrılsa da gelmeyen… Bazen düşülen bazen kalınan… Herkesin uykuya ve uyumaya dair deneyimi biricik. Bu kitapta uykunun her halini bulacaksınız. Sümer Kral Destanları’ndaki uyku ile ilgili bölümler, 24 edebi deneme ve 3 öyküyü bir araya getiren Müstakil Eylem, okuru uyku üzerine biraz daha düşünmeye ve konuşmaya davet ediyor.”

Nurdan Gürbilek, Metis Yayıncılık

” –Her yazarın içinde az ya da çok bir yer yaratma, bütün yerleri geride bırakıp yazıya yerleşme isteği vardır. Bir yazınsal vatan: Bu taşlı toprağı ben yarattım, bu geniş bozkırı, bu yeşil tepeleri, bu zirveleri karla kaplı dağı ben yarattım. Dağda yanan ateş, ateşin başında toplanmış insanlar, insanların dinlediği hikâyeler benim eserim. Ama sadece bir yazı olanağından değil, bir yaşam olanağından da söz eden bir yazarın yazınsal yurda rahatça yerleşmesini beklemek safdillik olurdu.

İkinci Hayat’ta “yer duygusu” üzerine düşünüyor Nurdan Gürbilek. Bir yandan “yer”e, “yurt”a, “ev”e edebiyatın, bazen sinemanın açtığı kapılardan giriyor; kökenlere ve başlangıçlara, kaçanlara ve dönenlere, eve ve sırlarına yakından bakıyor. Diğer yandan anlatı, üslup ve dili bu ana eksen etrafında değerlendiriyor; “dilsel vatan” ve sınırları üzerine düşünüyor.

Bazı sorular eşliğinde: Kapısını başkalarına sımsıkı kapatmış bir kompartmana, bir özel sığınağa, bir kişisel hücreye mi dönüşecek ev, yoksa o koruyucu hücreyi geniş bir ortaklık zemininde yeniden tanımlayabilecek miyiz? Etrafına kalın duvarlar çekmiş bir “coğrafya kaderdir”e mi sürükleniyoruz, yoksa daha geniş bir yurt tanımına ulaşabilecek miyiz? 

Bugün evin hayatımızın merkezine oturduğu bir dünyada bizi evin gerçek ve mecazi, olumlu ve olumsuz anlamları üzerine düşünmeye çağıran deneme ve fragmanlardan oluşuyor İkinci Hayat.”

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın