” -1500 ilkbaharında, Rönesansın doruk noktasında, Papa VI. Alexander Borgia’nın emrindeki bir papalık sekreteri, “Cümle âlem Roma’da” diye yazdı. O sırada kimsenin haberi olmasa da, bir gün dünyayı değiştirecek olan Nikola Kopernik adlı genç bilgin de oradaydı. Kendi döneminin, hatta tüm dönemlerin en büyük dilbilimcisi, avukatı, doktoru, diplomatı, politikacısı, matematikçisi, bilim insanı, astronomu, sanatçısı, din adamı Kopernik ve belki de modern çağın en önemli bilimsel keşfi Güneş merkezli kuramı, Kopernik Çağı olarak adlandırılan modern astronomi çağını müjdeledi ve evrene bakışımızı sonsuza dek değiştirdi. Eskiçağın büyük bilginlerinin kuramları ile ortaçağ İslam dünyası biliminin kaynaşmasından doğan bu dâhiyane görüş, destansı De revolutionibus orbium celestium’la ölümsüzleşti. Freely, kitabında Kopernik’in kuramları ile heyecan verici hayatını aktarıyor.”
Mary Shelley, İthaki
” -Mary Shelley’nin ölüm ve ötesine dair söyleyecekleri, henüz yirmi yaşındayken yayımlanan Frankenstein’la sınırlı değildi. Jeannette Winterson’a gençliğinde yazması için umut veren bu yazarın makaleleri ve öykülerinden oluşan Karanlık…
” -1500 ilkbaharında, Rönesansın doruk noktasında, Papa VI. Alexander Borgia’nın emrindeki bir papalık sekreteri, “Cümle âlem Roma’da” diye yazdı. O sırada kimsenin haberi olmasa da, bir gün dünyayı değiştirecek olan Nikola Kopernik adlı genç bilgin de oradaydı. Kendi döneminin, hatta tüm dönemlerin en büyük dilbilimcisi, avukatı, doktoru, diplomatı, politikacısı, matematikçisi, bilim insanı, astronomu, sanatçısı, din adamı Kopernik ve belki de modern çağın en önemli bilimsel keşfi Güneş merkezli kuramı, Kopernik Çağı olarak adlandırılan modern astronomi çağını müjdeledi ve evrene bakışımızı sonsuza dek değiştirdi. Eskiçağın büyük bilginlerinin kuramları ile ortaçağ İslam dünyası biliminin kaynaşmasından doğan bu dâhiyane görüş, destansı De revolutionibus orbium celestium’la ölümsüzleşti. Freely, kitabında Kopernik’in kuramları ile heyecan verici hayatını aktarıyor.”
Mary Shelley, İthaki
” -Mary Shelley’nin ölüm ve ötesine dair söyleyecekleri, henüz yirmi yaşındayken yayımlanan Frankenstein’la sınırlı değildi. Jeannette Winterson’a gençliğinde yazması için umut veren bu yazarın makaleleri ve öykülerinden oluşan Karanlık Yazılar, elli üç yaşında beyin tümörü nedeniyle hayatını kaybeden, yaşadığı döneme göre radikal olan siyasi görüşleriyle tanınan bir edebiyat devinin zihninin onu nerelere götürdüğünü gözler önüne seriyor.”
Gökhan Akçura, Oğlak Yayıncılık
” -İstanbul hep kendi bildiğini okumuş okumasına da, her kuşaktan, her milletten İstanbullular kendilerince bir şekil vermeye çalışmışlar ona. Ne kadar becerebilmişler orası tartışmalı… Ama denemişler en azından. Örneğin terbiye etmek istemişler, Saygısızlıkla Savaş Derneği kurmuşlar. İstanbul terbiyeli, saygılı olmuş mu bilinmez ama Kırk Gün Gece festivalleriyle vur patlasın çal oynasın eğlenmiş. Bugün İstanbullular akın akın sahil kasabalarına gidiyorlar ama bir zamanlar şehirde birçok plaj varmış. Üstelik yine de yetersiz bulunup gazeteler daha fazlası açılsın diye yazıp durmuş. İstanbullular sayfiyeye de pek düşkünmüş. İlla ki zamanı, mevsimi gelince Boğaz’ın köylerine, Bostancı’ya, Fenerbahçe’ye göçerlermiş. Mehtap âlemleri de ayrı bir keyifmiş. Sayısız kayık izlermiş hanendelerin kayıklarını Boğaz’da… Sadece Boğaz mı, Beyoğlu da bir başka dünyaymış. Tiyatro salonları, gece kulüpleri, kabareler… Bin bir renkli bu dünyada yok yokmuş. Bir de zenci bir Rus’umuz varmış, ilk Maksim’i de zaten o açmış. Ama İstanbul sayısız duraklarda soluklanıp yoluna devam ederken, tarihi sinema ve tiyatro salonları yıkılmış, Şan Tiyatrosu yanmış. Bir Şehr-i İstanbul ki…”
F. H. Deserable, Can Yayınları
” -Kendi hayat hikâyesini kaleme aldığı Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı’da Romain Gary, komşusu Bay Piekielny’ye küçükken verdiği bir sözden bahseder: Gelecekte, bu dünyanın ileri gelenleriyle tanıştığında, “Wilno’da, Büyük Pohulanka Sokağı 16 numarada, Bay Piekielny adında biri yaşardı,” diyecektir. Verdiği bu sözü Romain Gary unutmayacaktır. Annesinin kehanetlerinin izinde ve ötesinde tek bir hayata birden fazla hayatı sığdırmayı başardığında, her fırsatta, “Bay Piekielny adında biri yaşardı,” diye biten bu cümleyi tekrar edecektir.”
Ziya, Koç Üniversitesi Yayınları
” -1917 yılında, 1. Dünya Savaşı devam ederken İstanbul’un farklı semtlerine dağılmış ceset parçalarıyla ortaya çıkan bir cinayet. Cinayetin kamuoyunda yarattığı endişe ve heyecan, emniyet birimlerinin sonuç vermeyen çabaları ve nihayetinde bu işe el koyan, kılıktan kılığa girip ipuçlarını toplayarak cinayeti çözmeyi başaran “Nat Pinkerton” lakaplı eski Polis Müdürü Ziya Bey… 1926 yılında Haftalık Mecmua‘da tefrika edilen Kesik Baş Cinayeti, Osmanlı-Türk polisiye geleneğine eklenen yeni bir halka. Özgün metinde yer alan illüstrasyonların tıpkıbasımlarıyla yayımlanan roman, dönemin gündelik yaşamına dair çarpıcı ayrıntılar sunuyor.”
Jaklin Çelik, İletişim Yayınları
” -Hikâye, semtin en işlek caddelerinden birinde, kalabalığın hengâmesinde göçmenler, kör köpekler, berduşlar, meczuplar, pezevenkler, insan tacirleri, uyuşturucu ve emlak simsarları arasında geçiyor. Jaklin Çelik, arafta kalmanın çaresizliğini, yoksulların işaret dilini, yaşamın ortasında sınır çizgisi gibi duran saklı şarap mahzenlerini insanın yüreğine dokunan, sokulgan ve ince bir üslupla anlatıyor. Sarhoşların Perşembesi, son dönemlerin en özgün ve sarsıcı romanlarından biri kuşkusuz. Kutsanmış bir ayyaş ayaklanması!”
Augusto Monterroso, VakıfbankKültür Yayınları
” -Latin Amerika edebiyatının “Boom” kuşağının Julio Cortázar, Carlos Fuentes, Juan Rulfo ve Gabriel García Márquez ile birlikte öne çıkan figürlerinden biri olan Guatemalalı yazar Augusto Monterroso’nun (1921-2003) en önemli eserlerinden biri kabul edilen Toplu Eserler ve Diğer Hikâyeler, VakıfBank Kültür Yayınları aracılığıyla ilk kez Türkçede. On üç kısa hikâyeden oluşan bu kitap, Italo Calvino’nun deyişiyle, Monterroso’nun bize “tek bir satıra, tek bir cümleye bir hikâye sığdırma” becerisini gösterdiği çok renkli bir eser.”
Natsume Soseki, Konu Kitap
” -Üç Köşeli Dünya’da şehir hayatından uzaklaşan bir sanatçının dağlara doğru yaptığı yolculuk anlatılıyor. Modern Japon edebiyatının en iyi edebiyatçılarından biri sayılan Soseki’nin poetikasına dair belirgin izler taşıyan eser, tam anlamıyla bir arayış hikâyesi. Anlatıcı şiiri, resmi ve kendi benliğini arıyor. Sanatı ve hayatın özünü kavramaya çalışan Natsume Soseki, Doğu ve Batı felsefelerini de anlatısında ustaca harmanlıyor okurları için.”
Behçet Çelik, İletişim Yayınları
” -Behçet Çelik, kitabında arkadaş olmanın, ferah anların, durup sorguladığımız zamanların, ailenin, şehirlerin kuşatıcılığının ve aşkların; etrafımızda dönüp duran, sıra kendilerine geldiğinde az çok benzer biçimlerde hayatlarımızı yoklayan durumlar olduğunu hatırlatırken, bazen göstermekte zorlandığımız, bazen de bile isteye gizlediğimiz, fakat her zaman var olan farklı ve canlı renklerimize dikkat çekiyor. Tüm bunların yanında aklımıza birtakım sorular düşürmeyi de ihmal etmiyor: Biz kimiz? Onlar kim? Karşı karşıya mı, yoksa yan yana mıyız? Parça mıyız, bütün müyüz? “Hayatları” diye bir kelime var mı, yoksa hemen “hayatlarımız” ya da “hayat” diye düzeltmeli miyiz? Parmağımızı aynanın karşısına geçip kendimize mi sallamalıyız? Kısacası Çelik, bize hemen hepsi abartısız, yalın bir dille anlatılmış, ayrıntılardaki saklı ritimleri duyuran öyküler sunuyor.”
Ali Teoman, Yapı Kredi Yayınları
”Ali Teoman, 2009’da davetli olarak gittiği Strasburg’da yazdığı, önce Fransa’da yayımlanan kitabı için şöyle demişti: “İnsanların oturup umutlarını, umutsuzluklarını tartışıp paylaştıkları bir kitap. Adı umut ama içeriğinde umutsuzluk, varoluş, yaşam, sanat gibi şeyler tartışılıyor. Hastalığımdan etkilenerek yazdım ama bu benim hayat hikâyem değil, bir tür metafor. O umutsuzluk halinin anlatılması.” -Dediğim gibi, Café Esperanza’da ya da değil, olduğu yer çok fark etmiyor insanın, nerede oturursanız oturun, Café Esperanza’da oturmaya devam ediyorsunuz. Çünkü umut her an kapıyı çalabilir. Çünkü umut her yerde!”
” -Heyula, kendisine bu adı veren bir anlatıcı. Ülkesini terk etmek zorunda kalmış, yaşamını orada kaybetmiş, sonra bu dünyaya geri gelmiş bir hayalet. Ülkesine dönüyor ve kendi ağzından bize kendi yaşamını anlatıyor, yaşamı ve ölümü sorguluyor.”
Yekta Kopan, Can Yayınları
” -Sıradan bir günde başınıza neler gelebilir? Sıradan bir günde kahvaltı yapıp gazetenizi okuyabilir ve işinize gidebilirsiniz. Çalışırken biraz içiniz geçebilir mesela. Bir kahve içip toparlanabilirsiniz. Sıradan bir günde sevdiklerinizle görüşür, evinize market alışverişi yapabilirsiniz. Sıradan bir günde bir cinayete tanıklık edebilir ve hayatınızın sonsuz yolculuğuna çıkabilirsiniz. Sıradan bir gün size bazen kişisel gelişim kitaplarında yazanlardan fazlasını öğretir.
Takma isimle kişisel gelişim kitapları yazan Armağan Gündoğdu’nun hikâyesi bu. Yekta Kopan’ın kaleminden sahte kimlikler, yalanlar ve hesaplaşmalar üstüne sürprizlerle dolu bir roman.”
Nihan Kaya, İthaki Yayınları
” -21 Aralık. Boğaz’da bir sarayda ünlü bir bestekâr için düzenlenen geceye dümdüz ayakkabıları ve üzerinde sade bir elbiseyle Gece isminde bir kadın adım atar. Salondaki herkesten ve her şeyden ayrı düşen bu kadını, oradaki iki kişi tanımaktadır sadece. Ama ses çıkar/a/mazlar.
Salonda, sadece bestekârın görebildiği bir küçük kız vardır bir de. Ayakları çıplak, saçları ıslak bu küçük kız, yıllardır bestekârı takip etmektedir.
İkinci sahne, beyaz bir hastane odasında açılır. Denizden çıkarılan genç kız hiçbir şey hatırlayamamaktadır. Kurtarılmayı bekleyen küçük bir kızdan başka.”
Oya Baydar, Can Yayınları
” -Oya Baydar, edebiyatımızın ilk ekolojik distopyası denebilecek Köpekli Çocuklar Gecesi’nde hepimizin içten içe bildiği ama birçoğumuzun görmezden geldiği küresel iklim krizine ve o krizin ortasında kalan insana yöneltiyor kalemini.”
Barış İnce, Can Yayınları
” -İsimsiz” bir adadaki esrarengiz cinayetler, ada halkını avucuna almış, mafyalaşmış bir dinî grup, bir masa etrafında toplanıp hem kaybolan arkadaşlarının hatırasıyla hem de dostlukları ve aşklarıyla hesaplaşan üç arkadaş ve tüm gizemlere ışık tutacak sahipsiz bir günlük…
Sarsıntı, yalnızca bugüne değil Türkiye’nin tüm zamanlarına, artık katran bağlamış acı gerçeklerine dair, ustaca yazılmış bir roman.”
Nermin Yıldırım, Hep Kitap
“Nermin Yıldırım, okura bu kez garip bir Ev’in; hemşirelerin “abla”, hastaların “misafir”, başhekimin “baba” diye adlandırıldığı, her geçen gün daha katı kurallarla yönetilen tuhaf ama bir yandan da çok tanıdık bir akıl hastanesinin kapılarını aralıyor. Biri Ev sahibi, diğeri misafir, biri genç, diğeri yaşlı, biri geçmişe, diğeri geleceğe bakan Esin ve Rikkat; içeridekiler ve dışarıdakiler, tek tek çıldırmaktan vazgeçip topluca delirenlerin buruk, muzip ve her şeye rağmen ümit dolu hikâyesi…”
Selim İleri, Everest Yayınları
” -Çokça eser vermiş bir yazarın yarım kalmış romanını yeniden yaşatmaya çalışırken hatırladığı gençlik düşleri, geçmişin acımasız pırıl pırıl yaşanmışlıkları ve artık asla geri gelmeyecek, bir hayatın otobiyografik izler taşıyan dökümü…”
Engin Geçtan, Metis Yayıncılık
” -Dersaadet’te Dans, nasıl ve ne zaman girildiği bilinemeyen bir çağın başdöndürücü dansından öylece seçilivermiş, sıradan bir mikrokozmosun masalı. Bir şeylerin sürekli öğütülüp yenilerini varedildiği, gitgide hızlanarak, kaosun düzenle buluşup ayrıldığı yerde, kaosun kenarında sürüp giden bir dans. Korkuya kapılıp yadsınmaya çalışıldıkça içinde daha çok sürüklenip savrulunan bir çağ; uzun bir uykudan bu çılgın dansın ritmine uyanıverip bu yeni çağın dünya merkezlerinden biri olmaya aday bir kent. Çıplak özseverliğin giderek tırmandığı bir dünyada birlikte ya da tek başına yaşanmaya başlanan “yalnız kültürü“.”
Cem Akaş, Can Yayınları
” -Marx’ın doktora tezinde mealen dediği gibi, bazı şeyleri bilmek istemeyişimizin iyi nedenleri olabilir, insan doğası kendini korumaya güdümlüdür, yine de bu, istemediğimiz bazı şeyleri müthiş bir kesinlikle bildiğimiz ve bu bilgi karşısında tümüyle güçsüz kaldığımız gerçeğini değiştirmez…
Ortaçağ Avrupa’sının kültür başkentlerinden, bugünün kültür turizmi merkezlerinden Urbino, bir gecede kan gölüne dönüyor – nereden çıktığı belli olmayan iki genç kadın, nedeni ancak kitabın yapbozu tamamlandığında anlaşılan bir katliama imza atıyor.”
Adalet Ağaoğlu, Everest Yayınları
“ -İçindeki isyan köpeği ne kadar hırlarsa hırlasın, onun kalem tutan eli, ne bir bıçak sallamıştır ne de ateşli bir silaha dokunmuştur. Özdenetimin buyruğudur: Kimsenin çenesine yumruk atmaz, başına taşla vurmaz, bir bankanın önünde kuyrukta uzun süredir beklerken önüne pişkinin biri geçince dahi bağırıp çağırmaz. “Lütfen sıraya uyalım,” demekle yetinir.“
Carlos Fuentes, Can Yayınları ” –Herkes bilsin, annemin kara gözleri sırf kendine daha çok benzemek için değişen bir kumsal.
Herkes bilsin, babamın miyop, sarı-yeşil gözleri gelişimden ve varlıktan yoksun bir deniz: Babam sürekli değişiyor, ama hep aynı.
Herkes bilsin, babamla annem dansta bir araya geldiler, ama bunun da ölümü erteleyen bir törenden ibaret olduğunu biliyorlar.
Meksika için öngörülen bütün felaketlerin gerçekleştiği 1992 yılı, Kristof Kolomb’un Yeni Dünya’yı keşfinin de 500. yıldönümü. Gökten zehir yağan, siyasetçilerin kitleleri bilinçsizleştirme yoluyla zapt ettiği, ABD’nin sömürge politikalarına artık tamamen teslim olmuş Meksika’nın geçmişini olduğu kadar geleceğini de gören Kristof’un anlatısı bu. Anne rahmindeki Kristof doğmayı beklerken isimlerin esrarını çözmeye uğraşacak, bilinmeyene karşı savaşacak, dilleri karıştıracak, soracak, konuşacak, hayal kuracak, insanlara kendilerinin başka bir imgesini sunacak, aynı kalarak dönüşüme uğrayacak…
Yirminci yüzyılın en özgün romanlarından Doğmamış Kristof, Carlos Fuentes’in deneysel üslubuyla acımasız alaycılığını benzersiz şekilde buluşturuyor.”
İaki Kabe, Dedalus ” – Çıkış Kitabı, Gürcistan’ın Abhazya bölgesinde, 1990’ların başında Gürcülere uygulanan etnik temizlikle sonuçlanan savaşta, bu savaşın ortasında kalan, yerini yurdunu terk edemeyen insanların hikâyesine odaklanıyor. Cephe gerisindeki sıradan insanların, özellikle de yaşlıların, kadınların ve çocukların günlük hayatını, tecavüzden cinayetlere kadar uzanan trajediyi, bu insanların umutlarını ve umutsuzluklarını bir çocuğun gözünden anlatıyor. İaki Kabe, okuru, küçük bir çocukken kendisinin de içinden geçtiği bu savaşın ortasına sürüklüyor, evleri bombalanan, aç biilaç dolanan ve ölülerini toprağa veremeyen insanlarla karşı karşıya getiriyor. Böylelikle, ölümden kaçmakla ölüme kaçmak arasındaki çizginin silikleştiği bir romanı tutuyorsunuz elinizde.”
B. Nihan Eren, Yapı Kredi Yayınları ” –Hayal Otel, Feryal ile İsmet’in açılışını yaza yetiştirmeye çalıştıkları on iki odalı bir otel. Otelde her odanın bir adı var: Kaktüs, Ardıç, Begonvil, Kızılağaç, Şimşir, Lavanta, Menekşe, Funda, Çınar, Limon, Okaliptüs, Papatya. Öykülere de adını veren bu odalarda, bir gönül kırıklığıyla içine kapanmış, varlıkları yokluklarına karışmış, kıyıya vurmuş insanlar kalıyor. Burada her şey mevsim dışı, zaman dışı, toplum dışı! Eren, Hayal Otel’de gönülleri kararmış, umutsuz insanları bekleyen afeti, bir kasırgayı umudun simgesine dönüştürüyor. Bir kıyı kasabasının dışında, henüz tabelası bile asılmamış bir otelde birikmiş öfkeyi, kötülüğü, ihaneti düşsel bir anlatımla dile getiriyor.”
Stephen Graham, Koç Üniversitesi Yayınları ” -Yazar, dünyayı ve kenti eksik olan üçüncü ekseni de yerleştirerek baştan resmediyor; eşitsizlik, siyaset ve kimliğin coğrafyasını bu eksik üçüncü boyutu da hesaba katarak keşfe çıkıyor. Uzaydaki uyduların her şeyi gören gözlerinden, katil dronlar ve helikopterlerle dolu atmosferimize, oradan dünyanın dev şehirlerinin en zengin ve yoksullarının evlerine doğru nefes kesici bir gezintiye çıkarıyor bizi. Hiç düşünmeden kullandığımız asansörlerin arkasındaki teknolojide yaşanan ilerlemelerin yansımasını hem zenginlerin gökdelen tepelerindeki hayat tarzlarında hem de yeraltının derinliklerine inen çetin çalışma koşullarına sahip madenlerde bulduğuna dikkat çekiyor.
Dikey Dünya yaşadığımız kentlere, atmosfere, ayağımızın altındaki dünyada olup bitenlere yepyeni bir gözle bakmamızı sağlıyor.”
Ali Yağan, Ketebe ” -Dünya sandığımız kadar büyük mü? Zaman gerçekten doğrusal mı akıyor? Peki Hacırahmanlı köyüyle Hobbitköy’ün arası sanıldığı kadar uzak mı? Ali Yağan, “bütün doğu, bütün batı, bütün kuzey ve bütün güney ilahi bir heyecanla yeniden doğacaktı,” derken Pessoa’yla Karacaoğlan’ın, Borges’le Sait Faik’in karşılıklı birer kahve içme ihtimalinden mi bahsediyor? Habba, Siranuş, Azizlili Mehmet Efendi, Şeref…
Ali Yağan’ın “mazisi üç beş dakikalık” karakterleri, “tınısı İsrafil kış masalları içinde” bazen kaçıp bazen ileri atılıyor; incinseler de yaralarıyla, yükleriyle, omuzladıklarıyla kendilerini aramaya devam ediyorlar. Onun öykülerinin omurgasını işte bu gözüpek arayış ve yeryüzünün bütün hikâyelerine duyulan tutkulu merak oluşturuyor.”
Selahattin Nehir, Altın Kitaplar ” –Yüzüm bir sahne, bedenim bir sahne, bu şehir bir sahne, dünya bir sahne… Oyna Ejder, dilediğin gibi oyna!
Meddah ve Cellat, Selahattin Nehir’in taklit, oyun, sahne, güç ve içimizde gizlenen şiddet üzerine okuruna tuttuğu “çatlaklar” içindeki bir ayna gibi; sayfalar ilerledikçe gerilimi artan, merak ettiren ve şaşırtan bir metin. Tutkunun, hayal gücünün, aşkın ve öfkenin iç içe geçtiği bu kısa ama içeriği yoğun roman boyunca şu soruyla karşı karşıya buluyoruz kendimizi: Var olmak mı, görünür olmak mı?”
Ali Emre, Ketebe ” -Acar Süvari Tutuk Arbalet, şiirdeki hikâyenin izinin sürüldüğü yazılardan oluşuyor. Birer şiir çözümlemesi olarak da okunabilecek incelemelerde Mehmed Âkif, Kemalettin Kamu, Nâzım Hikmet, Melih Cevdet Anday, Attilâ İlhan, Turgut Uyar, Sezai Karakoç, Edip Cansever, Refik Durbaş ve İbrahim Tenekeci’den hareketle şiirimizin son yüzyılına dair genel bir fotoğrafa da ulaşılıyor.”
Alberto Manguel, Yapı Kredi Yayınları ” –Okumanın Tarihi, Geceleyin Kütüphane ve Hayali Yerler Sözlüğü gibi kitaplarıyla tanıdığımız Alberto Manguel, yeni kitabı Efsanevi Yaratıklar’da okurlarını mitolojiden, dinler tarihinden, edebiyattan ve popüler kültürden karakterlerle dolu bir gezintiye çıkarıyor. Bu kişisel koleksiyonda Drakula ile Kırmızı Başlıklı Kız, Şeytan ile Superman, Sinbad ile Kaptan Nemo, Karagöz ve Hacivat ile Quasimodo yan yana geliyor. Yazar, bize ortak insanlık mirasımızın en kıymetli parçalarından birinin, hikâyelerin coğrafyasında ikamet eden onlarca “efsanevi yaratık”ın, can buldukları kitap ve efsanelerden dışarıya taşıp başka kılıklarda nasıl var olabildiklerini anlatıyor kısaca.”
Bora Abdo, İletişim Yayıncılık ” –O da beni böyle izliyor ve merak ediyor muydu ve ben örgüme eğilmiş harıl harıl örerken boynumun ya da ensemin çıplaklığı geceleri yatağında birdenbire aklına geliyor muydu? Sağına, sağındaki meleklerine dönüp de sanki ben duyacakmışım gibi “aşkım,” diyor muydu? O da beni rüyalarında hep görüyor muydu misal? Hayâlî’nin Tesadüfleri, yaşam ve ölüm, aşk ve nefret arasındaki ince çizgide çetrefil bir kurguyla anlatılmış sıra dışı öyküleri bir araya getirirken yazarın usta anlatımı, gözünüze kolaylıkla çarpıyor.”
John ve Yves Berger, Metis Yayıncılık ” –Babam evimizin samanlığında benim için bir atölye yapmadan çok önce orada pinpon masası vardı. Birlikte oynamayı çok severdik. Ben ergendim, o altmışlarındaydı. Aşağı yukarı denk oyunculardık; bazı günler ben kazanırdım, bazı günler de o. Ama maçın sonucunun bir önemi yoktu, bizi oynamaya sevk eden başka bir şeydi: Esas arzumuz şansı ne kadar zorlayabileceğimizi görmek ve alıp verme oyununu bir lütufa çevirmekti. Elbette nadiren böyle oluyordu ama ara sıra oluyordu ve o zamanlarda her şey yerli yerine oturuyordu. Ritim, hareket ve jestler, zamanlama, hepsi tek bir edimin birliğinde toplanıyordu…
Top Sende, John Berger ile oğlu Yves Berger’in sanat hakkındaki yazışmalarını bir araya getiriyor.”
”- İnsanların iktidarları vardır; iktidarlar namlunun ucunda hem de sapında ve sesindedir.Ve bağlantı ve yakınlık ve sevişmenin getirdiği ferahlığı, insanların çoğu öldürmede ve ölüme yakınlıkta bulmayı (başarılı bir sapkınlıkla) öğretilmişler ve bu yüzden ‘savaşların insan kaynakları’ bir türlü kuru(tula)mamaktadır.
Aşk İçin İstediğimiz Başka Hayvanlar Defne Sandalcı’nın uzun bir aradan sonra gelen ikinci kitabı. Şöyle tarif edilebilir: Kalma, bekleme, hatırlama; anlama, tespit etme, kayda geçme ve isyan etme.”
Şükrü Erbaş, Kırmızı Kedi
”- Gittikçe kararan bir dünyaya karşı, insanı insan eden büyük bir anlama ve sevme çabası. Çırpınıp İçinde Döndüğüm Dünya, Şükrü Erbaş’ın 2015-2019 yılları arasında, çeşitli dergilerde ve gazetelerde yayımlanmış yazılarından ve üç şiirinden oluşuyor. Erbaş, insanı bütün tutkuları, iyilikleri ve kötülükleriyle, toplumun büyük yalnızlığı, zamanın boğuntusu ve ağırlaşan bir yabancılaşma içinden okumayı sürdürüyor.”
Kolektif, İletişim Yayıncılık
”- Gerçek tevazu, belirli becerilere sahip olduğunuzu söyleyebilmektir. Donna J. Haraway, teknobilim, antropoloji, feminizm, felsefe, zooloji gibi kimilerine göre birbirinden apayrı disiplinleri bir arada düşünebilmenin kavgasını veren feminist bir düşünür. Söyleşisinde her şeyden önce teknolojinin/makinelerin bir yandan büyük bir iyimserlikle selamlandığı ama bir o kadar da “bize” dışsal, “dışarıda bir yerde” konumlandırıldığı bir çağın içerisinde sıra dışı bir düşünme pratiğini tartışmaya açıyor.”
Yan Lianke, Jaguar Kitap
”- Kuraklık, Balou Sıradağları’nda tüm yıkıcılığıyla baş göstermiştir. İnsanlar çareyi evlerini terk edip su ve yiyecek bulabilecekleri yerlere kaçmakta bulurken geride sadece ihtiyar ile kör köpeği kalır ve bu iki kader ortağı, birkaç damla su, bir avuç mısır tanesi, bir karış gölgelik peşinde dolanır durur. Günleri, geceleri en sert, en çetin koşullarla sınanır; zamanın ve mekânın izleri silinip iskeletleri daha da belirginleşirken önlerindeki yollar da gitgide çatallanır. Bu zorluklardan geriye kalan, olağanüstü bir varoluş inadıdır.
Kısacası Günler Aylar Yıllar, hayatın zorlukları karşısında hep diri kalabilen bir umudun romanı.”
Michael Scott, İnkılap Kitabevi
”- Geçmişin daima inşa halinde olduğunu, insanların kendilerini anlamalarına ve kimliklerine katkı sağlayan şekillendirilebilir bir araç olduğunu anlamalıyız. Ve bu geniş şemsiye altında, her antik topluluğun geçmişle olan kendi özel ilişkisini tasavvur ve ifade etme biçimleri bu sayfalarda karşılaşmış olduğumuz önemli siyasal ve dinsel fikirlerin –ve ayrıca güçlü hükümdarların ve bireylerin– çoğundan etkilendiler (veya etkilenmiş oldukları düşünüldü).
Antik Dünyalar: Doğu ve Batı’nın Muhteşem Tarihi, antik insanların kendi geçmişlerini hayal etme, yeniden hayal etme ve o geçmişi kendileri, içinde yaşadıkları zamanlar ve gelecekleri hakkındaki süregiden diyalog ve tartışmanın bir parçası yapma biçimlerini kesin bir şekilde gösteriyor.”
Olga Tokarczuk, Timaş Yayınları
”- Janina, uzak bir Polonya köyünde, karanlık kış günlerini astroloji çalışarak, yıldız haritalarını inceleyerek, William Blake’in şiirlerini tercüme ederek ve varlıklı Varşova sakinlerinin yazlık evlerine göz kulak olarak geçirir. İnsanlar yerine hayvanlarla vakit geçirmeyi tercih eder, fazlasıyla tuhaf ve münzevi tavırları kimilerine göre “kaçık”lıktır. Bir gün komşusu Koca Ayak gizemli bir şekilde ölü bulunur. Gelecek günler daha da tuhaf ölümleri beraberinde getirir. Şüpheler ve soru işaretleri yükselirken Janina, tuhaf teorileriyle kendini soruşturmanın göbeğine yerleştirir. Birileri ona kulak verseydi her şey böyle mi olurdu oysa…
Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri Üzerinde, tuhaf bir gerilim masalı, bir kara komedi, her şeyiyle kendine özgü bir hikâye. Akıl sağlığı ve çılgınlık, suç ve adalet, doğa ve insan arasındaki karanlık sınırların kışkırtıcı bir keşfi.”
Çiyil Kurtuluş, Notos
”- Şimdiki zamanların yaşam biçimi içine sıkışmış insanlar, kadınlar ve erkekler, hep bozulmanın eşiğinde duran ilişkiler, kırılgan hayatlar. Aslında bilindiği düşünülen ama pek az yazılan günümüz hayatları… Yazarının uzak durup yazdığı, okurun duygusunu hissederek okuduğu öyküler toplamı olan Aramızda Bir Bahçe Yakınlığı, kendine has cüretkâr bir dil ve anlatım biçimiyle bildiğimiz hayatlardan çıkarılan ayrıntıları heyecanla okurlarına sunuyor.”
Aslı Tohumcu, İletişim Yayıncılık
”- Takım elbiseleriyle iyi halden yararlanıp serbest kalan tecavüzcüler, emekçilerin haklarını gasp eden işverenler, ağaçları rahat bırakmayan rektörler, otobüslerde bacaklarını yayarak oturan yolcular, zorba adamlar ve nicesi. Neden hepsi o çatallı, boğuk sesi duyuyordu? Neden o ses ısrarla peşlerindeydi ve onlara akılalmaz şeyler yapıyordu? Aslı Tohumcu, bizi yine toplumun cerahat noktalarına götürüyor. Benzersiz bir roman kahramanıyla tanıştırırken, yüzleşmesi zor gerçeklerle baş başa bırakıyor.”
Fatma Aliye Hanım, İş Bankası Kültür Yayınları
”- Fatma Aliye’nin yazarı olduğu Hanımlara Mahsus Gazete’de tefrika edilip kitaplaşan Levâyih-i Hayat (Hayattan Sahneler) adlı mektup romanı, Osmanlı kadınlarının gözünden aşk ve evlilik sorunsalına ışık tutuyor. Yazar, farklı kadınlıkları ve erkeklikleri ele alarak evlilik kurumunu, aile içi şiddeti, sorguladığı gibi kadınların, insanca yaşamalarının yolunun ekonomik özgürlük ve eğitimden geçtiğine vurgu yapmaktadır. Ayrıca romanın satırları arasında aşk üzerine de felsefi bir tartışma yükselmektedir.”
Feyyaz Kayacan, Kırmızı Kedi
”- 2. Dünya Savaşı’nı Fransa ve İngiltere’de yaşayan Feyyaz Kayacan’dan o günlerin karanlığına dair bir öykü toplamı Sığınak Hikâyeleri. Savaşın tüm yıkıcılığı, sığınağın soğuk karanlığına rağmen bir avuç insanın yaşama dört elle sarılmasının rengârenk anlatımı…
Dilin olanaklarını yine en uç noktasına kadar zorlayan Kayacan, savaşın bombardıman günlerinden başlayıp sonuna uzanan bir zaman aralığında, Londra’da aynı sığınağı paylaşan kişilerin günlük yaşamlarında, ruhsal durumlarında ve kişiliklerinde, umudun ve direnmenin dünyayı nasıl güzelleştirebildiğini hikâye ediyor.”
Bir Yalnız-100. Doğum Yılında İlhan Berk Yazar: Kolektif Yayınevi : Yapı Kredi Yayınları ”-2018 yılındaki İlhan Berk’in 100. doğum yıl dönümü etkinliklerinden biri Yapı Kredi Kültür Sanat binasındaki “İlhan Berk Gezegeni: Etkileşim, İleri-Geri Adımlar, Sonsuz Arayış”, öbürü de İstanbul Arel Üniversitesi’ndeki “Bir yalnız/ Gökyüzünün sözlüğünde” başlıklı sempozyumlardı. Her iki etkinlikteki oturumlarda sunulan metinlerden seçilen Bir Yalnız, on yedi yazarın katılımıyla ortaya çıktı: Abdullah Uçman, Ahmet Berk, Ahmet Cüneyt Issı, Asuman Susam, Aykut Köksal, Bahanur Garan Gökşen, Bâki Asiltürk, Burcu Yılmaz Çebin, Gonca Özmen, Gülce Başer, Mehmet Can Doğan, Muharrem Dayanç, Mustafa Kurt, Ömer Erdem, Sabri Gürses, Şaban Çobanoğlu, Yalçın Armağan. Bir Yalnız, İlhan Berk şiiri üstüne yapılacak çalışmalara yeni bir kaynak olması amacıyla yayımlanıyor.”
80’li Yıllarda Türkiye: Sazlı Cazli Sözlük-Yaprak Döker Bir Yanımız Yazar: Derya Bengi Yayınevi : Yapı Kredi Yayınları ”-Sazlı Cazlı Sözlük kitabı, A’dan Z’ye 1980’li yılların Türkiyesi’nin ritmiyle şarkılar, türküler mırıldanıyor. Müzikten yola çıkarak, siyasi ve kültürel boyutlarıyla bu ilginç dönemin labirentlerinde geziniyor, anılar ve anekdotlar derliyor. O günlerin bakışına, mizacına, lisanına, sesine sadık kalmaya, renklerini yansıtmaya, serüvenine ortak olmaya çalışıyor. Türkiye’nin her bakımdan belki de en süratli, fırtınalı yıllarını gözler önüne seriyor. 1980’li yıllar, o dönemin gazete, dergi, kitap, plak, kaset, televizyon yayınlarının rehberliğinde dile geliyor.”
Serbest Kürsü Yazar: Alejandro Zambra Çevirmen: Seda Ersavcı Yayınevi : Notos ”- Edebiyatta sadece üç, dört, bilemedin beş konu olduğu söyleniyor ama belki de tek bir konu vardır: ait olmak. Tüm kitaplar ait olma arzusu yahut bu arzuyu reddetme üzerinden okunabilir. Bize konu serbest dendiğinde bunun hakkında yazıyoruz; aşk, ölüm, seyahat, sinekler, telgraflar ya da döner tekerlekli bavullar hakkında yazdığımızı zannederken de yine bunun hakkında yazıyoruz. İster şaka yollu ister ciddiyetle, ister şiir ister düzyazı biçiminde hep bundan bahsediyoruz: ait olmak.”
İthaka’ya Yolculuk Yazar: Demir Özlü Yayınevi : Yapı Kredi Yayınları ”- Demir Özlü’ye 1997 Dünya Kitap Dergisi Yılın Kitabı Ödülü ile 1998 Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandırmış uzun soluklu, çok boyutlu bir anlatı bu kitap. Anayurdundan ayrı düşmek zorunda kalmış bir yazarın sürgündeki ilk yıllarının yalnızlığı, boşluğu ve kederiyle yazdığı, hem içinde yaşadığı ortamı hem de çocukluğundan başlayarak bütün geçmişini, o geçmişin yaşandığı yerleri bölük bölük, soru-yanıt biçiminde, bir sorgulama diliyle anlatıyor okurlarına.”
En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın Yazar: Can Gürses Yayınevi : Ayrıntı Yayınları ”- İçinden sanat, müzik, tarih, İstanbul ve en çok da tüm halleriyle insanın geçtiği Can Gürses romanlarının ilkidir: En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın. Yazıldıktan üç yıl sonra 2014’te yayımlanan, usta işi ilk romanı, sadece Deryadil ailesini değil, hepimizin ailesini anlatır. Dupduru Türkçesi, derin bir anlatım yordamı ve kalıp yargıları kıran nevi şahsına münhasır tekniğiyle yazar, 2007’nin güneşli bir Ocak gününde Deryadil ailesini, Edibe’nin hazırladığı sofra başında toplar.”
Ortaçağın Sonbaharı Yazar: Johan Huizinga Çevirmen: Orhan Düz Yayınevi : Alfa Yayıncılık ”- Modern kültür tarihinin kurucularından Hollandalı Johan Huizinga’nın 1919 tarihli kitabı, 14 ve 15. yüzyıl Fransa ve Hollanda’sının gündelik yaşamının, düşünce ve sanat dünyasının kapsamlı bir portresini çizerken ortaçağın en zekice analizlerden birini sunuyor. Ortaçağın son dönemlerini sanatçıların, ilahiyatçıların, şairlerin, vakanüvislerin, prenslerin ve dönemin devlet adamlarının düşünce ve duyguları aracılığıyla inceleyen Huizinga, bu çalışmasında okuru dönemin ihtişam ve sadeliğine, nezaket ve vahşiliğine, pastoral yaşam biçimine, acılarına, sanat ve gündelik yaşamına dair bilimsel olduğu kadar da edebi bir yolculuğa çıkarıyor.”
Şapkamın İçindeki Kıraathane Yazar: Faruk Turinay Yayınevi : Can Yayınları ”- Şimdi başka bir tren garındayım. Galiba veda ettiğim son şehir olacak burası. Oturacak ve yaslanacak yeri olmayan bir banka ilişmiş, mürekkebi bitmek üzere olan kalemimle acele acele yazıyorum. Kirli yüzlü çocuk önümde bitiverecek diye korkmadığımı söylesem, yalan söylemiş olurdum. Ölmeden bitmez bu korku. Faruk Turinay’ın on yedi öyküden oluşan ilk öykü kitabı, kimin girip çıkacağı hiç belli olmayan kalabalık ve şamatalı bir kıraathane gerçekten de. Köpeğe dönüşen ressamdan aşk ve ulusal direniş serüveni anlatan Fransız faresine, Gaip Hazretleri’yle sohbet etmekten sıkılan adamdan Manhattan 42. Cadde’deki bir kafede sanatın değerini tartışan fizikçilere, 1920’lerin İstanbul’unda eline Venedikli bir denizcinin günlüğü geçen müderristen tüm çağlardan edebiyatçıların katıldığı konferansa sızan davetsiz misafire…”
Devamsız Yazar: Şengül Can Yayınevi : Can Yayınları ”- Gövdem parçalanmış gibi, iki dünya arasında mıydım ne? Ruhum bir beden seçip içine gireyazsa. Kendi içlerinde tutarsız, çıkış arayan, yüzleşme peşinde kişiler var: Arzularına sahip çıkmak için toplumla karşı karşıya gelenler, gitmek isteyip gidememenin verdiği suçluluk duygusuna hapsolanlar, saplantılı âşıklar, kendi öznelliğini bulma çabasındakiler, gidemeyenler, terk edenler, boşa çıkmaya yazgılı başkaldırılar ve sesi kesilip kendi acısını kutsamak zorunda kalanlar… Yazar, kimi zaman Anadolu ağızlarından beslendiği kimi zaman da ince ince ayrıntılarla bezediği şiir tadındaki öykülerinden oluşan Devamsız’da okuru sakınmasız bir içe bakışa, yüzleşmeye ve harekete geçmeye davet ediyor.”
Çöp Ev Yazar: Erden Bolerden Yayınevi : Çınar Yayınları ”- Anneme durumu açıklamak istiyordum, babama da. Olup biten her şeyi, başıma gelenleri, badirelerimi anlatsam umursayacaklarını sanmıyordum ama yine de denemek istiyordum. Gerçeği söylemekse pek kolay olmayacaktı. Gerçeği şu an hazmedemez, kusarlardı; tıpkı benim gibi. Kapının önüne geldim, anahtarı yuvasına soktum, kilidi yarım tur çevirdim. Kapı açıldı. “Neredesin sen!” diye çıkıştı babam.“Dışarıdaydım” dedim.
Erden Bolerden, ilk romanı Sürgün Ruhlar Senfonisi’nde plazalarda robota dönmüş bireyin çıldırışını anlatmıştı. Çöp Ev’de ise bir ailenin cehennemine dalıyor ve çöpe dönüşen hayatların dramını sarsıcı bir dille anlatıyor.”
Dar Yol Yazar: Peride Celal Yayınevi : h2o Kitap ”- Fenerbahçe’den Kalamış’a sahil bir genç kızın kaşları, iki yaydır. Cenan buralarda bir ceylan. Seke seke, ürkek, meraklı. Aşka ve kadınlığa… Giysilerini geren göğsünün diri yuvarlaklarının; taze, kırmızı ağzının; kara gözlerinde beliriveren sebepsiz heyecanların, ihtirasların, korku ve şüphelerin habercisi olduğu “kendi fırtınasının” vaktine sabırsız… İlk kez 1949’da yayınlanan Dar Yol’u Peride Celal’in romancılığında bir dönüm noktası olarak nitelendiren Selim İleri’nin ifadesiyle “Yarının, “öz” edebiyata gönül vermiş okurları, Peride Celal’in büyük yazı emeğine şaşıp kalacaklar, hayranlık duyacaklar.
1)Decameron Yazar: Giovanni Boccaccio Yayınevi : Alfa Yayıncılık ”- 1348 yazında Avrupa’yı toplu ölümlerle sarsan veba salgınından kaçmaya çalışan yedi genç kadın ve üç genç erkekten oluşan bir grup, şehri terk edip Floransa’nın kırsalına sığınmak için yola çıkar. Birbirlerini eğlendirmek ve yolculuğa devam edebilmek için on gün boyunca her biri aşk hikâyelerinden kahramanlık maceralarına uzanan onar öykü anlatacaktır. Toplamda anlatılan bu yüz öykü, ortaçağın karmaşık ve zengin gündelik hayatını ortaya koyan bir derleme görevi görür. Decameron, Princeton Üniversitesinden Leonard Barkan’ın da dediği gibi tüm zamanların en iyi öykü antolojisidir.”
2)Kasabanın Ruhu Yazar: İlhan Tarus Yayınevi : h2o Kitap ”- Meyhanecinin bile “Allah bin bereket versin,” dediği bir ülke burası. Kumpanyaların uğrayıp sanatı, eğlenceyi, hazzı, zevki bolca boca ettiği kasabaları meyhaneli bir diyar. Sokakları dar, meydanları çeşmeli… Pusu da kurulur, cinayet de işlenir bu yerlerde. Kim vurduya gidilmez ama… İlhan Tarus’un 9 Aralık 1956-25 Şubat 1957 tarihleri arasında Yeni Sabah Gazetesi’nde 79 gün boyunca bölümler halinde yayınlanan Kasabanın Ruhu romanı ilk kez kitap olarak okura sunulmaktadır.”
3)Serap Yazar: Mehmet Rauf Yayınevi : Koç Üniversitesi Yayınları ” -Siyasal baskıların neden olduğu bunalımla erkeklik krizinin harmanlandığı bir iç hesaplaşma romanıdır Serap. İstibdat Dönemi’nin ruhunda yarattığı tahribat nedeniyle Meşrutiyet’le gelen hürriyeti yeteri kadar yaşayamayan genç bir adam, vapurda rastladığı güzel kadının tetiklediği, unutulmaya yüz tutmuş arzularının uyanmasıyla bu kez de orta yaş krizine sürüklenir. Mehmet Rauf, 1909’da Resimli Roman dergisinde tefrika edilen bu romanıyla bir anlamda tarihi ve o tarihin öznesi olan bireyin deneyimlerini, edebiyat içinde kayıt altına alır. Özgün metinde yer alan illüstrasyonların tıpkıbasımlarıyla yayımlanan Serap, 110 yıl sonra günümüz okuruyla buluşuyor.”
4)Yusuf ile Züleyha-Renkli Resimli-Günümüz Türkçesiyle-Tam Metin Yazar: Dukaginzade Taşlıcalı Yahya Bey Yayınevi : Kapı Yayınları ”- Dukaginzade Taşlıcalı Yahya Bey, Kanuni Sultan Süleyman devrinde yaşamış ve hem asker hem de şair olması nedeniyle sahib-i seyf ü kalem, yani kılıç ve kalem sahibi olarak anılmış nadir şairlerimizdendir. Taşlıcalı’nın en ünlü eseri Yusuf ile Züleyha ise Şeyh Gâlib’in Hüsn ü Aşk’ı, Fuzulî’nin Leyla ve Mecnun’u ile birlikte anılabilecek kadar güçlü bir mesnevi kabul edilir. Yusuf ile Züleyha’nın bu baskısı, ünlü mesneviyi bir roman gibi okuma fırsatı veriyor herkese. Nazımdan nesre ve günümüz Türkçesine aktarılan beyitler sayesinde, geçmişten, bütün tazeliğiyle gelen bir eser, bugünün okuruyla yeniden buluşuyor.
5)Soluk Bir An Yazar: Behçet Çelik Yayınevi : İletişim Yayıncılık ”- Gençliğinde başka türlü olabileceğine inanmış olsa da, ilk zorlukta tökezleyip başkalarının adımlarıyla oluşmuş patikalardan yürümeyi seçen Taner, bir gece o âna dek eksikliğinin farkında bile olmadığı bir tutkuya kapılır. Zamanın durduğuna, korkunç ağırlığının hafiflediğine tanık olur. Fakat ne peşinden gidebileceği ne hissetmemeyi başarabileceği bir şeydir bu tutku onun için. Soluk Bir An, duyguların dişleri kamaştıran, baş döndüren tekinsizliğiyle güvenli olduğu zannedilen patikalar arasındaki gelgitlerin romanı.”
6)Güneşi Kötü Evler Yazar: Ömer Arslan Yayınevi : Everest Yayınları İlk öykü kitabı Avuntular’da kendine özgü derinliği ve sıradanlığın gücünü metinlerine zekice yediren Ömer Arslan’dan yeni öyküler… Güneşi Kötü Evler, yola çıkarken düşlenen bütünün peşinde; asla acele etmeyen, konuşkan olduğu kadar sessizliğe gönül açan ve kıymetinin yıllar geçtikçe daha da anlaşılacağını düşündüğümüz öyküler toplamı.”
7) Memleket Hikayeleri Osmanlıca-Türkçe: 100.Yıla Özel Baskı Yazar: Refik Halid Karay Yayınevi : İnkılap Kitabevi ”- Refik Halid’in anlattığı olaylar bütünüyle yaşadığı dönemin olaylarıdır. Memleket Hikayeleri ile Gurbet Hikayeleri’nde canlandırılan kişilerin çoğu adeta canlıdır. Bütün bu yönleriyle Halide Edip onun ‘yalnız Türk edebiyatının değil, Rus ve Amerikan edebiyatlarından sonra, hikâyecilikte cihan ölçüsünde ön planda bir yer işgal edebilecek bir hikâyecimiz’ olduğunu belirtir.”
8) Şeylerin Masumiyeti Yazar: Orhan Pamuk Yayınevi : Yapı Kredi Yayınları ”- Özenle seçilmiş resim ve fotoğraflarla dolu bu kitapta, Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi’ndeki eşyalar üzerinden İstanbul’u ve kendi hayatını anlatmaya devam ediyor…Eski İstanbul taksilerinden kalabalık aile fotoğraflarına, ev ev gezen terzilerden gazino-sinema çevrelerine, Boğaz ve yalı kültüründen çay içmeye ve kahvede oturup kâğıt oynama alışkanlıklarına uzanan kitap, aynı zamanda Pamuk’un on beş yılda kurduğu ilginç müzenin hem hikâyesi hem de kataloğu.”
9) Dost Meclislerinde Kasideler Yazar: Behçet Necatigil Yayınevi : Yapı Kredi Yayınları ”- Her şiir bir anıya, bir fotoğraf albümüne uzanıyor. Çay partisi, piknik, yılbaşı, mezuniyet, misafirlik, ödül, doğum, emeklilik, uğurlama gibi teşekkür ve tebrik günlerini Necatigil şiirle taçlandırarak bir geleneği sürdürürken kızı Ayşe Sarısayın da bu şiirlerin hikayelerini anılarına, tanıklıklara dayanarak, kitaplardan yararlanarak anlatıyor. Dost Meclislerinde Kasideler, Behçet Necatigil’in günlük hayatındaki incelikleri, dostlarıyla ilişkilerini gösteren benzersiz bir anı kitabı.”
10) Son Güzel Günlerimiz Yazar: Ercan Y.Yılmaz Yayınevi : Sel Yayıncılık ”- Ercan Yılmaz ikinci öykü kitabında bizi her şeyin başlangıcına götürüyor: Çocukluğumuza. Fotoğrafını çektiği, ayrıntılarını resmettiği o evren ise aşina bir manzaraya işaret ediyor. Satır aralarından bir kuşak, bir ülke, bir dönem okura göz kırpıyor. Masa örtüsünden yaptığı pelerinle uçmaya çalışan, Bruce Lee’yi ne kadar dikkatli izlese de bir araba dolusu dayak yemekten kurtulamayan, imkânsızlıkları hayal gücüyle telafi eden, hayal gücünü ise kitaplardan alan bütün çocukların hikâyesi kısaca Son Güzel Günlerimiz.”